Agra, Hindistan

0
232
Okunma

Hindistan denince pek akla gelmeyen şehirlerden biri olan Agra aslında Hindistan’ın en çok ziyaret edilen bölgesi. Sebebi ise Tac Mahal’in burada bulunuyor olması. O yüzdendir ki “Golden Triangle” denen Hindistan turlarının en sevilen şehirlerinden de biri. Agra’da Tac Mahal dışında görülecek bir iki yer daha var ama biz sadece günübirlik Tac Mahal’i görmeye gittiğimiz için oraları ziyaret etmedik.

TAC MAHAL

tac-mahal-yandan
Tac Mahal

Tac Mahal kimisine göre efsanevi güzelliği ile insani büyülüyor, kimisi içinse güzelliği gereksiz yere abartılmış bir beton yığını olmaktan ileri gitmiyor. Tac Mahal’e gitmeden önce konuştuğumuz arkadaşlarımızın hepsi çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadıklarını söylemişlerdi ama herkesin deneyimi farklı tabii. Hikayeye gelecek olursak, Mümtaz Mahal Şah Cihan’la 19 yaşındayken evlenmiş. Mümtaz Mahal imparatorun üçüncü eşiymiş ama ayni zamanda en derin aşk beslediği de oymuş. Mümtaz Mahal on dördüncü kızlarını doğururken 38 yaşında öldüğünde karısına duyduğu sevginin hatırasına çok güzel bir mezar yaptırmak istemiş ve Tac Mahal’i yaptırmaya karar vermiş. Mümtaz Mahal’in bedeni Tac Mahal’e gömülmüş. Aslında Şah Cihan kendisi için de nehrin diğer kıyısına siyah mermerden bir mezar yaptırıp ikisi arasina bir köprü inşa etmek istemiş ama tahttan indirildiği için yapamamış. Kendisi de ölümünden sonra ölümsüz aşkının yanına defnedilmiş.

Tac Mahal’e kocaman bir parktan giriliyor. Parkın içinde restoran, tuvalet, hediyelik eşya satan yerler ve Tac Mahal’e çanta sokmak yasak olduğu için bir emanetçi var. Kapının hemen önündeki bilet gişelerinde çok fazla sıra oluyor. Tac Mahal’in girişlerinin turistler için 1000 Rupi olduğunu öğrendikten sonra biraz ikilemde kalmıştık. Ona ayıracak bütçemiz olmayınca da girmekten vazgeçmiştik. Sonra Gezginin Ayak İzleri akla gelmeyecek bir öneride bulundu. Cüneyt abi biz gelmeden önce biletini alıp içeri girmiş. Buluşunca “Alın şu bileti biz içerideydik de bir şey almak için çıkmıştık diyip girmeyi deneyin bakalım ne olacak” diye bir fikir atti ortaya. Biz de durur muyuz, hemen denedik bu yöntemi. Kapıdaki görevlilere kameranın bataryası bittiği için dışarıya çıkıp yenilememiz gerektiğini söyledik. Önce izin vermediler ama sonra ben bu bilete 1.000 Rupi verdim diye itiraz edince içeriye aldılar. Böylece Tac Mahal’i fotoğraflamış olduk. 

AGRA’YA ULAŞIM

tac-mahal-2
Tac Mahal ‘in içinden bir görüntü

Agra’ya Delhi ve Jaipur’dan kolayca tren ile ulaşabilirsiniz. Hindistan’da tren yolculuğu yapacaklar için tavsiyelerimizi de buradan okuyabilirsiniz.

Jaipur’dan Agra’ya Yaptığımız Tren Yolculuğunda Başımıza Gelenler

Hindistan’da bulunduğumuz süre boyunca başımıza son derece ilginç şeyler geldi. Bu hikayelerin bazılarını burada, birçoğunu da İnstagram ve Facebook sayfalarımızda anlatmıştım. Burada da Jaipur’dan Agra’ya giderken yaşadığımız bir diğer tren faciasından daha bahsetmek istiyorum. Jaipur’dan Fransız dostumuz Michael ile birlikte Agra’ya giden treni yakalamak için sabah 7’de tren garına geldik. Bilet gişesindeki adam “Tren kalkmak üzere, koşun biletinizi trende alırsınız.” dedi. O esnada trenin düdüğü de duyulunca hemen trene atladık. Panik havası dağıldığında ve biz kendimize oturacak bir yer bulduğumuzda durup şöyle bir birbirimize bakmaya başladık.

Bu tren daha önce bindiğimiz trenler gibi değildi. Oturma düzeni sağlı sollu üçer kişilik koltuklardan oluşuyordu. Kalabalık değildi, kokmuyordu, klima ve koltuklarda servis bölmesi vardı. En kötü ne olabilir ki, en fazla normalde bindiğimiz trenlerden daha pahalıdır diyerek uyuma faslına geçtik. Uyandığımızda koltuklarımızın servis bölmesinde tatlı, tuzlu kurabiyeler, poşet çay, sıcak su ve bardak durduğunu görüp biraz işkillendik. Biz “Allah Allah ne oluyor ya?” derken iki tane takım elbiseli adam yaklaştı yanımızda. Ama ne takım elbise. Siyah pantolon, kırmızı ceket, ışıl ışıl bir broş. Yanımıza yaklaşan görevliyle aramızda şöyle bir diyalog geçti:

-Biletleriniz.

+Evet, 3 tane bilet almak istiyoruz.

-Efendim?

+3 tane bilet alacağız, ne kadar?

– Biletiniz yok mu?

+ İstasyona çok geç gelince alamadık, şimdi alacağız, 2.000 Rupi bozuğunuz var mı?

İşte asıl hikaye buradan sonra başlıyor

Adam “Trende bilet satmıyoruz, ne bileti?” diye şaşırınca biz de olanı biteni anlatıp gişe görevlisinin trende bilet alabileceğimizi söylediğini açıkladık. Görevli trene biletsiz bindiğimiz için bilet ücretinin iki katı ceza keseceğini söyledi. Bu arada bindiğimiz tren süper hızlı tren olduğu için kişi başı bilet ücreti 770 Rupi’ydi. Yani görevliye kalacak olsak kişi başı 1.540 Rupi ödememiz gerekiyordu. Ben de adama kibarca şunu anlatmaya çalıştım: “Trene kendi keyfimiz yüzünden biletsiz binmedik, gişe görevlisi trende bilet alabilirsiniz dediği için bindik, böyle olduğunu bilseydik binmezdik. O yüzden şimdi ceza falan karıştırmayalım, bilet ücretlerini ödeyelim, olaysız dağılalım.”

Görevliye bunu birkaç kere anlatmama rağmen olumsuz yanıt alınca 770 Rupi’den tek kuruş fazla vermeyeceğimi söyledim. Ben öyle deyince görevli de durur mu yapıştırdı cevabı “O zaman yasal işlem başlatacağım.” diye beni tehdit etti. O esnada bir anlık gazla ve çok film izlemiş olmanın verdiği yetkiyle aynen şöyle bir cevap verdim. “Call the cops, I don’t care.” Yani diyor ki, “Polisi ara, umrumda değil.” Nasıl umrumda değil!?

Agra’ya vardık…

Agra’ya vardık. Trenden indiğimizde 10’a yakın polis bekliyordu. Bizi tren garının içinde bir odaya götürdüler. Hiçbiri İngilizce bilmediği için tren görevlisi durumu polislere Hintçe anlattı. Söyleyeceklerini bitirdikten sonra bana dönüp “Ben anlattım, buyur” dedi. Ben de gayri ihtiyari “Ben senin ne anlattığını nereden bileyim, İngilizce bilen tarafsız birini bul, o çevirsin” demiş bulundum. Demez olaydım… Ben sandım ki İngilizce bilen bir polis gelir, konuşur anlaşırız. Görevlinin İngilizce biliyor diye getirdiği adam meğer bizim gibi yolcuymuş. Adama olayı anlatıyorum, daha çevirmeden bana cevap veriyor. İyi de diyor trende bilet alamazsınız, trene biletsiz binmişsiniz, ceza ödeyeceksiniz. Güzel kardeşim, sana ne, sen çevirsene anlattığımı… Adam bir süre daha anlattığımı çevirmek yerine bana cevap yetiştirmeye çalışınca biraz sinirlenip “Sana dert anlatacağıma açarım google translateten çeviririm, git lütfen” dedim. O da sağolsun atarlanıp gitti.

1 saat sonra

Bu esnada 1 saat geçti. Arada odaya gelip giden görevliler oluyor. 10 kişiye ayrı ayrı olayı anlatıyoruz, hepsi gidip bir diğerine akıl danışıyor. Gayet saçma ve çözüm alamayacağımızı bildiğimiz bir hava hakim ortama. Bir şey konuşuyorlar ve biz sadece durup bekliyoruz. Arada bir konuşmaları bitiyor, dönüp bize bakıyorlar, bir açıklama yapmadan tekrar konuşuyorlar. En son ben biraz sinirlenince odaya elinde el yazısıyla bir şeyler yazdığı zarf boyutunda bir kağıtla bir adam girdi. Kağıtta yazanlar Hintçe. İki kalem görünüyor. Biri bilet, diğeri ceza bedeli toplamda 4.620 Rupi istiyorlar. Adam bunun resmi belge olduğunu, bu parayı ödememiz gerektiğini iddia ediyor. Tekrar olayın gelişme şeklini anlatıyoruz fakat olumlu tepki alamıyoruz.

Bu arada olay öyle bir noktaya döndü ki, orada bizden alacakları parayı ceplerine indireceklerinden emin olduk. Ama kararlıyız, bilet tutarından bir kuruş fazla bile vermeyeceğiz. Bunlar bizim kararlı olduğumuzu görünce üç kişi için 1.500 Rupi ödeyin gidin dediler. Ama bu sefer de biz işkillendik. Az önce bu paranın üç katını istiyordunuz, şimdi ne oldu da böyle düştünüz diye parayı ödemedik. Yine odaya girip çıktılar, bir şeyler konuştular. En sonunda odaya bir adam geldi “Peki” dedi. Kişi başı bilet parasını ödeyin gidin. Ama bir sorun var. Önce parayı istiyorlar. Sonra bize parayı ödediğimize dair bir kağıt vereceklermiş. Alnımızda enayi yazmadığı için bunu kabul etmedik tabii ki. İsteğimiz basit, kişi başı bilet parasını alın, makbuzumuzu verin gidelim.

2 saat sonra

Tüm bunlar olurken odaya girişimizin üzerinden 2 saat geçti. Artık çok tükendik, çok yorulduk. En son ben bir konsolosluğu arama joker hakkımı kullanmak istedim. Görevliler biraz tutuştular ama yine de hızlı karar alamadılar. O esnada şans eseri İngilizce bilen bir polis bulduk. Mucize gibi ama adam derdimizi anladı. “Siz turistsiniz, kuralları nereden bileceksiniz, biletçi öyle diyince binmişsiniz işte bunda anlamayacak ne var.” gibi masalsı şeyler söyledi. Heh dedik, bu adam bizim işimizi çözecek. Adamın yarattığı olumlu etki sorunu çözmeye yetmedi. Dakikalar geçmeye devam etti. Bizim de sabrımız tükendi.

En sonunda Türkçe ve İngilizce küfürler eşliğinde esip gürlemeye başladık ama ne gürleme. 9 polis, 3 görevli mum gibi kitlendiler. Ne bir şey diyebiliyorlar, ne bir şey yapabiliyorlar. “Gidiyorum ben sizinle mi uğraşacağım!” diye bağırdık polislere. Biz aldık çantalarımızı başladık yürümeye. Polislerden bazıları peşimize takıldı. Bir iki tanesinin “Beyfendi, beyfendi” dediği duyuldu ara ara. Hiç kulak asmadan gittik bindik bir tuktuka ve Tac Mahal’e gittik. Olay da öylece kapandı. Ben biraz kanun kaçağı tribine girdim ama bir sorun yaşanmadı. Bu da böyle bir anı olarak cebimizde kalmış oldu.

Önceki İçerikVaranasi, Hindistan
Sonraki İçerikRishikesh, Hindistan
Paylaş

Bir Cevap Yazın