Bundan seneler önce, binlerce olasılıkla dolu her yeni günde hep aynı şeyleri yapmayı seçtiğim oldukça sıradan bir hayat yaşıyordum. Yaşamımın nasıl olabileceğine dair herhangi bir öngörüye sahip değildim. Bana öğretildiği şekilde, güven içinde ve alışılmışa bağlı olarak mümkün olduğunca yargılanmadan ve takdir edilerek yaşamaya çalışıyordum. Ben farkında olmasam da çevremdekilerin onayına göre şekillenen, şimdi geriye dönüp baktığımda hangi düşüncelerin ve arzuların bana ait olduğunu kestiremediğim bir hayatım vardı. Maaşlı işlerde başkalarına bağlı olarak çalışıyor, kendime başarılı olma sözleri veriyor ve insanların beni takdir edebileceği yeni yetenekler kazanmaya çalışıyordum. Peki hal böyleyken her sabah koştura koştura gittiğim işimi bırakıp bisikletle dünya turuna çıkmaya nasıl karar verdim? Bugün size biraz bundan bahsetmek ve bir ihtimal daha olduğunu göstermek istiyorum.

Kurumsal Hayattan Bisikletle Dünya Turuna

Hikayeme başlamadan önce sizin için önemli bir sorum var: En son ne zaman hayattan keyif aldığınızı hatırlıyor musunuz? Cevabınız evetse sizin için çok mutlu olduğumu söylemeliyim. Eğer cevabınız hayırsa üzülmeyin. Hemen şu an hayattan keyif almayı deneyebilirsiniz çünkü keyif almak için bir şeylerin farklı olması ya da eğlenceli bir şeyler yapmanız gerekmiyor. Şu an burada olmanız ve hayattan keyif almayı seçmeniz yeterli. İşte ben de 2016’da aslında farkında olmadan bu seçimi yapmıştım. Hayattan keyif aldığım bir şey yapmayı seçmiştim.

Seyahat etme fikrinin kafamda yavaş yavaş oluşmaya başladığı zamanlarda İstanbul’da özel bir hukuk bürosunda avukat olarak çalışıyordum. Her ay ortalama bir maaşla sosyal hayatıma devam ettiğim ve keyifli olduğunu düşündüğüm bir hayatım vardı. Zamanımın büyük bir çoğunluğunu alan işimin yanı sıra bir de haftanın üç günü bir arama kurtarma derneğinde gönüllü çalışmalara katılıyordum.

Seyahat etme fikrinin kafamda yavaş yavaş oluşmaya başladığı zamanlarda İstanbul’da özel bir hukuk bürosunda avukat olarak çalışıyordum. Her ay ortalama bir maaşla sosyal hayatıma devam ettiğim ve keyifli olduğunu düşündüğüm bir hayatım vardı. Zamanımın büyük bir çoğunluğunu alan işimin yanı sıra bir de haftanın üç günü bir arama kurtarma derneğinde gönüllü çalışmalara katılıyordum. Çalışma yoğunluğumun dışında işimle ilgili hiçbir problemim yoktu. Birlikte çalıştığım iş arkadaşlarımı seviyordum, işimi de en iyi şekilde yapmaya çalışıyordum.

Bununla birlikte üç günden fazla tatil bulduğumda bazen yalnız başıma bazen de arkadaşlarımla birlikte hemen bir yerlere kamp yapmaya gidiyordum. Ama iş stresi ve altına girdiğim sorumluluklar üzerimde fazla baskı kurmaya başlayınca artık üç günlük tatillerle yetinmek istemediğimi anladım. Gezmek istediğim ülkeler, yapmak istediğim rotalar vardı ve bunları kısa tatillere sığdırmak mümkün değildi.

Doğru zamanda, doğru yerde olmak

Beni hayatımı değiştirme konusunda harekete geçiren etken ne oldu söylemek çok zor. Aslında tek bir şey de değildi. Belli şeylerin doğru zamanda gerçekleşmesiyle yavaş yavaş kalbimin sesini daha net duymaya başladım sanırım. O sıralar kariyerime devam etmek için yüksek lisans yapmak istiyordum. Yakın çevremdeki birçok insan ve hocalarım beni bu konuda yoğun bir şekilde desteklediği için kendime olan güvenim de artmıştı. Zaten başarılı da bir öğrenciydim. Ama nasıl olduysa günlerce hazırlandığım yüksek lisans sınavlarında benden beklenmeyecek ölçüde başarısız olmuştum. Ardından yurtdışında yüksek lisans yapmaya karar verdim ve okulları araştırmaya başladım. Almanya’da iki okula başvurdum ve her ikisinden de kabul aldım. Fakat her ne olduysa yüzlerce lira ve onlarca saat harcayarak kabul edilmeyi en nihayetinde becerebildiğim okulun sınavına gitmek için uçak bileti bakarken birden sandığım kadar mutlu olmadığımı fark ettim. Bu düşünce ve bu mutluluk pek de bana ait değilmiş gibi hissediyordum.

Hayatımda ilk defa “gerçekten istediğimi düşündüğüm şeyler konusunda samimi olmayabileceğim” gerçeği ile orada yüzleştim. Çünkü bu arzu bana ait değildi. Yurtdışında yüksek lisans yaparak kariyerine devam etmek isteyen kişi ben değildim. Takdir edilmek isteyen, bir şeyler olmak isteyen, ünvan kazanmak isteyen egomdu ve bunu başarı olarak görense etrafımdaki diğer insanlardı. Kısacası bu olayların hiçbiri benimle ilgili değildi.

Peki ben ne istiyorum?

Hayatımdaki planların bana ait olmadığını fark ettikten sonra sıra bana ait olanların ne olduğunu bulmaya gelmişti. (İnanın hangisini bulmak daha kolay hala bilmiyorum.) O zamanlar artık okuduklarımdan, gördüklerimden mi etkilendim yoksa gerçekten bana ait olan bir istek miydi bilmiyorum ama seyahat etmek istediğime karar verdim. Açıkçası başkalarından etkilendiysem de iyi ki etkilenmişim diyorum. Bazen hayatta kötü bir seçim olduğunu bilseniz de “iyi ki yaptım” dediğiniz şeyler olur. İşte bu da benim için onlardan biriydi. Bu sayede bir diğer olasılığın daha var olabileceğini görmüş oldum. Bu olasılığı fark etmemde etkisi olan herkese teşekkür ederim ve umarım ben de sizin hayatınıza böyle bir dokunuş yapabilirim.

Seyahat etme fikri aklıma düştükten sonra insanlarla konuştukça ve planlarımı anlattıkça bu istek artmaya, gitmek istediğim ülkelerin sayısı çoğalmaya başladı. Nasıl yapacağımı bilmiyordum ama bir şekilde dünyayı gezmek istiyordum. Kafamda onlarca soru işareti vardı. Ailemi nasıl ikna edeceğimi bilmiyordum. Dünyanın güvenli olup olmadığı konusunda emin değildim. Ama hepsinin dışında çok büyük bir diğer sorun vardı. Dünyayı gezmek istiyordum istemesine ama bunu çalışırken yapmam mümkün değildi. İşimden ayrılırsam da yolculuğumu nasıl finanse edebileceğimi bilmiyordum.

Tesadüflerin varlığına inanıyor musunuz?

Tesadüf eseri tanıdığım güzel bir insanın hayatıma dokunuşu sayesinde planlarım şekillenmeye başladı. Bir gün Facebook’ta üye olduğum gruplardan birinde bir gönderi gördüm. Bir çocuk vapurda Amelie adında bir gezginle karşılaştığını ve kızın kışlık kıyafet ve uyku tulumuna ihtiyacı olduğunu yazmıştı. Amelie bisikletle seyahat ederek Tayland’dan Türkiye’ye gelmişti ve Almanya’ya doğru devam edecekti. Yanında kışlık bir şeyi olmadığı için de fazla eşyası olup da paylaşabilecek insanlardan yardım istemişti. Şans bu ya benim de fazla bir uyku tulumum vardı. (Babamın gençliğinde çıktığı balık kamplarından kalma, çok eski ve kullanışlı olmayan bu tulumun Amelie’ye ulaşması ise başlı başına muazzam bir hikaye.) Çocuğa hemen mesaj attım ve Amelie’nin iletişim bilgilerini aldım. Uyku tulumunun yanında sıcak tutabilecek kıyafetlerimden bazılarını da paketledim ve Amelie ile buluşmaya gittim. O gün yaklaşık 5-6 saati birlikte geçirdik. O bana anılarını, tecrübelerini anlattı ben de ona planlarımdan bahsettim.

Amelie o gün bana şu an yaptığım şeyin hiç de imkansız olmadığını hatta aksine ne kadar kolay olabileceğini gösterdi. Bu buluşmadan sonra artık kafamdaki seyahat planları da şekillenmeye başlamıştı. O dönemde pamuk ipliğine bağlı hayatımın kayda değer bir vaktini her sabah uyanıp işe koşturmakla geçirmenin üzüntüsünü yaşamaya başladım. Beni üzen şey çalışmak değildi; çalışmayı seviyordum. Sorun istemediğim bir sistemin içinde sıkışıp kalmış olmaktı. Her sabah işe gidiyor, akşamları işten döndüğümde yorgun bir ruh olarak hiçbir şey konuşmadan uyumaya gidiyordum ve bu düzen kendini tekrar ediyordu. Yarısını ev kirasına harcadığım maaşımın kalan kısmını hiç giymeyeceğim kıyafetlere veriyor, yoğun olmadığım bir gün denk gelirse arkadaşlarımla buluşup bir yerlerde oturup vakit geçiriyordum. Bu durum beni çok rahatsız etmeye başlamıştı. Yerimde saydığımı, vakit kaybettiğimi düşünmeye başladım.

Seyahat etmek için ön hazırlıklar

Nasıl olacağından hala emin değildim ama artık bir yolculuğa çıkacağımı adım gibi biliyordum. Buna karar verdikten sonra, şu an hiçbir önemi olmadığını anladığım ama o dönemde benim için en büyük sorunlardan biri olan para meselesine yoğunlaştım. Çünkü param yoktu. Madem yolculuğa çıkmak için param yoktu o zaman kenara para koymaya başlamam gerekiyordu. O günden sonra seyahat etmek için para biriktirmeye başladım. Lüzumsuz bütün harcamalarımı kestim ve yolda yanıma almayacağım, para edebilecek dağcılık ekipmanları, ayakkabılar, teknik ceketler gibi eşyalarımı satmaya başladım. O günden yola çıktığım zamana kadar geçen süre içinde işime yaramayacak tek bir toplu iğne dahi almadım. Sigarayı ve alkolü bıraktım. Hedef para biriktirmekti. İlk sorunumu mevcut imkanlarımla en iyi şekilde çözdükten sonra sırada başka şeyler vardı.

Yol için doğru ekipmanları almak için yolda olan gezginleri ve ikinci el eşya satan grupları takip etmeye başladım. Bu gruplarda hem kullanmayacağım eşyalarımı satıyordum hem de ihtiyacım olan eşyaları uygun fiyatlara bulabiliyordum.

Yolculuğum boyunca bedava konaklama için kullanacağım Warmshowers ve Couchsurfing’e üye oldum ve dünyanın her yerinden ülkemize gelen gezginleri evimde misafir etmeye başladım. Bu siteleri bilenler bilir. Basitçe insanların birbirlerini ücretsiz olarak ağırladığı, referans sistemine bağlı çalışan sitelerdir. Ben yurtdışındayken insanların bana güvenmesi ve beni misafir etmesi için gereken referansları insanları misafir ettiğim bu süreçte topladım.

Bisikletle yola çıkmaya karar verdim.

Aynı dönemde yola bisikletle çıkmaya da karar vermiştim. Bisikleti seçmemin en büyük sebeplerinden biri diğer ulaşım araçlarına göre daha ucuz bir tur yapmaya elverişli olması ve emek gerektirmesiydi. Tabi bisikletimi ve ekipmanlarımı almaya başladıktan sonra işin “ucuz” kısmının oldukça göreceli olduğunu fark ettim ama uzun vadeli düşünmem gerekiyordu. Şansıma ben yola bisikletle çıkmaya karar verdiğim esnada bir toplulukta bisikletle benimkine benzer bir rota yapan birinin sunumu vardı. O sunuma katıldıktan ve onun anılarını dinledikten sonra artık az çok neyle karşılaşacağımı biliyordum. Böylece bazı şeyler kafamda daha iyi oturmaya başlamıştı.

Tabi aynı zamanda kafamdaki soru işaretlerine de yenileri ekleniyordu. Liste “Ya param biterse? Ya hasta olursam? Ya biri bana bir şey yaparsa? Ya vize alamazsam?” diye uzayıp gidiyordu. Ama artık seyahat etmeyi o kadar çok istiyordum ki olumlu düşünmeye çalışıyordum. Neyse ki olumlu düşünen tarafım tehlike tellalı olan diğer yanımdan baskın çıktı da cesaretimi kaybetmedim. Ya vize alamazsan diye sorduklarında “O zaman başka bir ülkeye giderim.” diye cevap veriyordum. Tabii yerleşik hayata alışmış ve seyahat etmeyi gözlerinde büyüten arkadaşlarım için bu kabul edilebilir bir cevap değildi; haklı olarak şaşırıyorlardı.

Hangi bisikleti alacağıma karar verdim.

Yolculuğa bisikletle çıkacağım kesinleşince bisikletleri araştırmaya başladım. Bisikletle gezen yerli yabancı bütün gezginlerin ekipmanlarını inceledim, karşılaştıkları zorlukların ve bu sorunlara getirdikleri çözümlerin neler olduğunu öğrendim. Tur bisikleti denince akla gelen ilk yer olan Bisiklet Gezgini ile tanışmam da bu döneme rastlıyor. Böylece bisikletler hakkında daha fazla şey öğrenmeye başladım.

Tur bisikleti edinmek sandığım kadar kolay olmayacaktı zira performansları ve teknolojileri düşünüldüğünde fiyatları bütçemin çok üzerindeydi. Yaver giden şansım sayesinde kısa süre içinde istediğim tur bisikletini uygun fiyata buldum. Ailemin maddi desteği sayesinde işin sonunda artık yapacağım geziye uygun bir tur bisikletim vardı.

İstifa ettim.

Bisikletimi aktif olarak kullanmak istesem de hala çalışıyordum ve her gün uzayan işlerim yüzünden bisiklete binmek için vakit bulmakta güçlük çekiyordum. Yine ufak bir bakış açısı değişikliği yaparak madem istediğim gibi gezemiyorum o zaman istediğim şeyi mevcut duruma uydurmalıyım dedim. Kadıköy tarafında oturuyordum ve vakit buldukça işten çıktıktan sonra bisikletimle Caddebostan sahile gitmeye başladım. Bir müddet sonra işten ayrılmaya karar verdim. İşten ayrıldıktan sonra akşamları yemeğimi hazırlayıp heybelerimi bisikletime yükleyip sahile gidiyordum. Yemeğimi sahilde yiyip çayımı içtikten sonra biraz hamakta sallanıp eve dönüyordum. Bu plana bir süre sonra arkadaşlarım da dahil oldu. Sahilde yemek yiyip hamakta sallanmak artık her akşam yaptığım bir şeye dönüşmüştü.

Bu esnada planlarım da iyice şekillendi ve ekipmanlarım yavaş yavaş toplandı. Artık neredeyse yola çıkmaya hazırdım.

Bankalar, faturalar, sözleşmeler…

Yavaş yavaş bazı yasal işlerimi halletmeye başladım. Üzerime olan faturaları sonlandırdım, cep telefonu numaramı dondurdum, aileme gerekli olabilecek işler için vekalet verdim, en uygun bankaları seçip hesap işlemlerimi hallettim, yanıma alacağım evrakları ve birer kopyalarını hazırladım. Bu süreçte ne gibi hazırlıklar yaptığıma ve neleri göz önünde bulundurduğuma seyahat etmeye başlayacaklar için hazırladığım bu tavsiye yazısında yer verdim.

Ekipmanlarım için sponsor buldum.

Seyahat etmeye başlayacak bir arkadaşım, bir gün laf arasında bir yerden sponsorluk aldığını söyledi. Ben de bir proje hazırlayarak Kutupayısı’na sponsorluk başvurusunda bulundum. O dönemde sosyal medya hesaplarımı yeni açmış sayılırdım ve sadece 300 kadar takipçim vardı. Kutupayısı buna rağmen bana destek olmayı kabul etti ve böylece yolculuğa Marmot, Stanley, Asolo, Buff, Puhu gibi alanında oldukça başarılı olan markalarla çıktım. Kutupayısı’ndan sonra Motoplus da hediye ettikleri Abus kilit ile destek oldu. Bunların yanında yolculuğum esnasında bir de uygun fiyatlara uçak bileti bulmak isteyenlerin sıklıkla kullandığı Turna Travel’dan destek aldım.

Ve beklenen gün geldi.

Her şey hallolduktan sonra bir tarih belirledim ve o tarihte yola çıktım. ilk hedefim Ankara’ydı. Ankara’ya gidecene kadar bir ısınma turu atacaktım, oradan Doğu Ekspresi ile Kars’a geçecektim ve İran’a sürmeye devam edecektim. Caddebostan’dan Bostancı’ya kadar Gezgin Ruhinin eşliğinde tura başladım. Köy yollarından ilerlediğim bu tur kendimi ve ekipmanlarımı denemek için eşsiz bir fırsattı. Vücudumun bu yeni yaşam düzenine alışması çok kolay olmayacaktı ve bu süreci bildiğim bir yerde geçirmek istedim. Yolculuğum yaklaşık 20 gün sürdü ve bu 20 günün sonunda yanımda gereksiz yere taşıdığımı düşündüğüm 15 kg ağırlığındaki eşyayı eve geri gönderdim. Böylece nelere ihtiyacım olduğunu daha sağlıklı bir şekilde gördüm.

Bundan sonraki kısmı da özet geçmem gerekirse; Ankara’dan trenle Kars’a geçtim. Normalde Kars’tan İran’a geçecektim ama insanlarla konuşunca fikir değiştirip önce Gürcistan’a sürdüm. Gürcistan’daki ilk köye ayak bastığımda kar bastırınca Kars’a geri dönüp doğruca İran’a gittim. İran’da 3 ay vakit geçirdim. Buradan Pakistan ve Hindistan vizesi alıp yoluma devam etmeyi planlıyordum. Hindistan vizesini sorunsuz aldım fakat Pakistan ne yazık ki vize vermedi. Pakistan vizesi almak için ya Türkiye’ye geri dönüp oradan başvuru yapacaktım ya da direkt Hindistan’a uçacaktım. Hindistan vizemi harcamamak için uçmayı tercih ettim ve Turna Travel’in sayesinde uçak biletlerimi alarak Hindistan’a gittim. Burada 5 ay geçirdim. Bu 5 ayın 4. ayında bisikletimi Türkiye’ye geri göndererek yolculuğuma sırt çantasıyla devam ettim. Hindistan’dan Tayland’a geçtim. Tayland’ta İngilizce öğretmeni olarak çalıştığım sırada babaannem vefat ettiği için Türkiye’ye geri döndüm.

Tüm bu seyahatlerimle ilgili ayrıntılı bilgileri “Ülkeler” kategorisinde sizlerle de paylaştım ve paylaşmaya devam ediyorum. Yaptığım rotaları, gittiğim ülkeleri, ne kadar para harcadığımı ve tavsiyelerimi orada bulabilirsiniz.

Ailem ne dedi?

Bir de bunlardan başka hepinizin kafasında aynı sorunun belirdiğini biliyorum. Peki ya ailem ne dedi? Herkes gibi bir işe girmem, sigortamın ödenmesi, mümkünse KPSS’yi kazanmam, emekliliğimi garanti altına almam, evlenmem beklendiği için bu fikir ailem tarafından en başta biraz garipsendi. Ailemi bunun hayallerimdeki şey olduğuna ve mutlu olacağıma ikna etmek çok kolay olmadı ve bazen her iki taraf için de yıpratıcı tartışmalara sebep oldu. Ama tüm bu süreçlerden ve biraz da sabrettikten sonra nihayetinde artık onlardan gelen tepkileri görmezden gelmeyi becerebildim. (Yazının ilk versiyonunda “nihayetinde bana inandılar ve güvendiler.” yazıyordu. Açıkçası bu bir yalandı. Ailem bu konuda bana hiçbir güven duymadı. Türkiye’ye döndükten sonra onların istediği hayatı yaşamamı beklemeye devam ettiler ve hala da ediyorlar. Onları suçlamıyorum, kendilerince gayet mantıklı sebepleri var. Ama gel gelelim bu benim hayatım ve benim de hayatımı istediğim gibi yaşamak için son derece mantıklı sebeplerim var. Mesela hayata sadece bir kere gelmiş olmak gibi.)

Bir yerde sabit bir yaşam sürerek kendilerini sosyal ve ekonomik güvence altına almaya çalışan ebeveynler ne yazık ki bu gibi alışılmışın dışında fikirlere sıcak bakmıyorlar. Ve çok azı bir yerden sonra çocuklarının mutluluğunu düşünerek sabit fikirlerinden vazgeçiyor. Elbette ailelerin makul endişeleri ve mantıklı talepleri olduğunda onların içini rahatlatmak için elimizden geleni yapmalıyız ama bu durum çizgiyi aşıp hayata müdahale etme boyutuna vardığında herkes kendine buraya bir kez geldiğini hatırlatmalı.

Hayatımızı belirleyen şey seçimlerimizdir.

2016 yılında verdiğim bir karar sayesinde bugün hayatımda belki de normalde olacağımdan bambaşka bir yerdeyim. Şunu içtenlikle söyleyebilirim ki; mutluyum ve zerre kadar pişman değilim. (Aklım hala yapamadıklarımda sdjkna) Hayatımdan memnun olmadığımı ve istediğimi sandığım şeylerin bana ait olmadığını fark ettim (Ve kabul ettim), ne istediğimi aradım, ne istiyor olabileceğim ile ilgili bir fikir sahibi oldum, kendime bahane bulmak yerine hayatımı nasıl değiştirebileceğimin, nelerin mümkün olabileceğinin peşine düştüm ve hayatımı değiştirdim. Hala bazen istediğimi sandığım şeylerin içinde kayboluyorum ama o gün verdiğim karar sayesinde artık bir şeylerin farkındayım.

Daha önce de söylediğim gibi bu anlattıklarımın hiçbir şey birden bire olmadı. Şu an burada olmamın sebebi bir sihirli değnek bulmuş olmam da değil. Her şey zaman içinde gelişti. Farklı olarak yaptığım tek şey ne istediğime karar vermekti. Karar verdikten sonra da gerçekçi davranıp elimdeki imkanları yapmak istediğim şeye ulaşmama yardımcı olacak şekilde kullandım. Hepsi bu. Enerjinizi yapmak istediğiniz şeye yönlendirdiğinizde evren şaşırtıcı bir şekilde işinize yarayacak her şeyi önünüze sermeye başlıyor. Kendinize olan inancınızı asla kaybetmeyin ve hayatın sürprizlerle dolu olduğunu unutmayın.


Sıkça sorulan sorulara göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz.


Eğer yazdığım yazılardan haftalık olarak haberdar olmak isterseniz yukarıdaki görsele tıklayarak haftalık bültene abone olabilirsiniz. Spam mail göndermem, size bir şey satmaya çalışmam, herhangi bir ücret ödemeniz gerekmez. Basitçe o hafta blogda yazılan yazılar otomatik olarak mail adresinize gönderilir. Mailler bazen spam klasörünüze düşebilir, bu durumda spam klasörünüze bakmanız gerekir. Abone olanları öpüyor, haftalık bültenlerde görüşmek üzere diyorum.