Gerekirse dişlerini söker eline veririm gecenin. Karanlık, gizemli ve soğuk olmak dışında ne hüneri vardır ki gecenin? İçinde sakladığı suçlu suretler gölgelerini bırakmazlar arkalarında. Çünkü sokak lambaları ve neon ışıkları evine geç dönecekler için vardır. O gecenin içinde tümüyle kaybolup kim olduğunu gizlemek isteyen, arandıkça bulunmayacak olan birisi hep uzak durur ışıklardan. Gölgesizdir, yüzü olmadığı gibi. Ama sussa bile epey ses çıkartır, işte bunun farkında değildir. Arkasında bıraktığı kalıntılar ve sokak sokak uzaklaşan ayaklarının gürültüleri, yalnızca keskin burunlu birisi tarafından bulunabilir. Geceyi, sahip olduğu ve cömertçe insanların üzerine dağıttığı tüm korkularıyla kucaklamaya hazırım ben. Çünkü ben de herkes gibi yaşamaktan ziyade, yaşanmış olanı seyretmeyi daha çok seviyorum.

İnsanların birbirini tüketmesi yalnızca iletişimle olmuyor. Konuşarak, üzerek, severek, kırarak, dökerek, yalan söyleyerek, terk ederek tükettiğimiz insanlar bize yetmiyor. Aynı zamanda onların hayatlarını sorgulama ve analiz edebilme kısmı da çok eğlenceli geliyor bize. Ama dahası da var. Asla başımıza gelmesini istemeyeceğimiz ve korku filmlerinin temel konusunu oluşturan onlarca argüman yatıyor yaşadığımız şehrin sokaklarında. Evet. Şehirlerin de kalpleri vardır. Görünmeseler de çıkarttıkları sesi duyabiliriz. Ama duymak da yetmiyor. Çünkü insan en çok seyretmeyi seviyor. Kuşkusuz gözlerimiz, midelerimiz kadar kuvvetli doyurma hissi uyandıran birer organ. Kendimizi hiç kimse yerine koyarken, ayaklarımızı uzatıp bütün sinirlerimizi boşaltabilme lüksü sağlıyor gözlerimiz. Tabi ki televizyon kanalları sayesinde. Kavga ediyoruz, ölüyoruz, öldürüyoruz, çığlık atıyoruz, sevişiyoruz, aldatıyoruz, öfke kusuyoruz, bir yerleri yakıyoruz, mağazalar soyuyoruz… Bunların hepsi yaşadığımız şehri kirletirken, biz bunları seyrettikçe temizleniyoruz sanki. Bizim yerimize kötülük yapan birileri var çünkü. Ve yine bizim yerimize o kötülüklere katlanmaya mecbur bazı insanlar var çok şükür. Mutlu evlerimizin kapıları o kadar sıkı kapalı ki, televizyon kumandası yeryüzündeki en kuvvetli kapı kilidi rolünü hiçbir şeye kaptırmak bilmiyor. Tek tuşla evimizin dışında bırakıyoruz bütün kötülükleri. Ne diyeyim? Harikayız.

Nightcrawler film incelemesi

Nightcrawler Film İncelemesi

Günümüz insanının en doğal ihtiyaçlarından bir tanesi haline gelen televizyondaki şiddet tatminini, eleştirel bir üslupla anlatmış Dan Gilroy. Nightcrawler (Gece Vurgunu), oldukça karanlık bir film. O kadar ki, film boyunca siyaha alışan gözleriniz, hiçbir renge tepki veremez hale dönüşüyor. Ama bu renksizlik ortamında en büyük gerçeklikle başa çıkabiliyor. Çok sürükleyici, çok tempolu ve hatta yer yer gerilim filmi olma rolüne soyunabilecek kadar cesur bir film. Anlatımı, aşırı hırslı bir adam üzerinden ağır ağır yürürken, size resmin tamamını seyrettirmeyi hiç ihmal etmiyor. Hani “Film bitince izleyici nasıl olsa bütüne varır, genel sonucu görür” diyerek kolaya kaçmamış. Hazır Jake Gyllenhaal’ın kuvvetli oyunculuğu baş döndürürken, ona tutunup filmi akışına bırakayım kurnazlığına hiç rastlanmıyor. Her adımda yüzünüze tokat gibi çarptığı şey, aslında içinizde var olan, o eğitip törpüleyemediğiniz yanınız. Bu yüzden seyircisini kuşatmakla kalmıyor, adeta ısırıyor film.

Louis Bloom (Jake Gyllenhaal) ufak hırsızlıklarla yetinemeyecek kadar açıkgözlü ve ciddi hırsları olan bir adamdır. Ama maharet bu duygulara sahip olup gözünü karartmakta değildir. O, bir gece yarısı tesadüfen şahit olduğu kolay para kazanma yolunun büyüsüne kapılır ve bu yolda başarılı olmak için her şeyini ortaya koymaya hazırdır. Acemice başladığı gece yarısı haberlerine reyting verecek görüntüler çekme işinde kısa sürede yükselmesi, hem azminden hem de zekasından geçecektir. Çektiği görüntüleri sattığı haber kanalı yetkilisi Nina(Rene Russo) da, yüksek reyting için her kuralı çiğnemeye hazır, en az Louis Bloom kadar gözü kara birisidir. Kısa sürede faydalı bir iş ortaklığı kurmaları bu yüzden sürpriz değildir. Nina’nın tavsiyelerini dinleyen Louis Bloom, reytingler tavan yapsın diye iş ahlakına da ihanet eder, cesaretinin sınırlarını da zorlar. Kendisini başarıya o kadar kaptırır ki, polislere yalan bilgi vermeyi, cinayet mahalline izinsizce girmeyi ve hatta cesetlerin yerini değiştirmeyi bile vicdanına kabul ettirir. Böylelikle sonu olmayan bir oyunun, sürekli kazanana tarafı olma yolunda uzun bir yolculuğa çıkmıştır artık.

Nightcrawler, vereceği mesajı hiç gizlemeyerek seyircisine karşı dürüstlüğü sonuna kadar sağlıyor. Görsellik zaman zaman kan dondurucu noktalara çıktığı gibi, bazı yerlerde de en başarılı aksiyon filmlerini kendisine özendirecek seviyede. Ve hikayenin yaşadığı atmosfer, gecenini karanlığından çok daha ötede. Seyirciyi korkutmak veya germek için, illa ki eli bıçaklı bir katile gerek olmadığını doğruluyor Nightcrawler. Bazı sahnelerde kendinizi Louis Bloom’un yerine koyup kameranın arka tarafına geçeceğinize ve çok gerileceğinize eminim. Sanırım filmden size kalacak en büyük miras da bu. Yani artık insanların internet sayesinde sosyal medya üzerinden direk katılımcı oldukları mecralarda daha mutlu olduklarını ve yaptıkları faaliyetlerden daha fazla tatmin olduklarını bildiğimize göre, Nightcrawler izleyicisi kesin bir katılımcı olarak, hem yaşadığı dünyayı eleştirecek hem de onun bir parçası olmaktan gurur duyacak. Çünkü kazanmak tam da böyle bir şey. Önce alkışlatır, tatmin eder, sonra kendinizle baş başa kaldığınız zaman biraz düşündürür. Ama ertesi gün gözlerinizi açtığınızda tek arzunuz bir kez daha alkışlanmak olur.

Kendinizi gecenin kollarına bırakıp, o kameranın arkasına muhakkak geçin diyorum şimdiden. İyi seyirler.


Bu gönderinin yazarı sevgili Umut Kaygısız’ı sosyal medyada takip etmek ve tüm yazılarından anında haberdar olmak isterseniz linkten sayfasını ziyaret edebilirsiniz. https://instagram.com/umut.kaygisiz.7