Merhaba, öncelikle çikofeka olarak Melke On The Road evreninde gönüllü yazar kimliğiyle yer almaktan duyduğumuz heyecen ve mutluluğu belirtmek isteriz. Bu serüvene ise Türk edebiyatının usta kalemlerinden Oğuz Atay ile başlamak istedik. Böylece yazılarımıza Eylembilim kitap yorumu ile giriş yapıyoruz.

Oğuz Atay külliyatını okumak her kitapseverin hedef listesinde yer alsa da o ilk adımı atmak çok kolay olmuyor maalesef. Tutunamayanlar ile başlayınca tam anlamıyla duvara tosluyoruz. Çoğumuz ikinci, üçüncü bir şans vermişizdir Tutunamayanlar’a. Peki bu Oğuz Atay evrenine hangi kapıdan gireceğiz? Tavsiye edilen külliyata Tehlikeli Oyunlar’dan veya Korkuyu Beklerken’den başlamaktır. Gelin öncelikle Oğuz Atay külliyatını bir sıralayalım:

  1. Tutunamayanlar (1972)
  2. Tehlikeli Oyunlar (1973)
  3. Oyunlarla Yaşayanlar (1975)
  4. Korkuyu Beklerken (1975)
  5. Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan (1975)
  6. Günlük (1987)
  7. Eylembilim (1998)

Eylembilim kitap yorumu

Böyle bir girişten sonra Eylembilim yorumu ters köşe olmuş olabilir. Neden Oğuz Atay külliyatına bu kitaptan girdiğimi kısaca anlatayım. Eylembilim, Oğuz Atay’ın kendi hayatı gibi noktasız biten romanı… Kitap, Oğuz Atay’ın yakın arkadaşı Altay Gündüz’ün Oğuz Atay’ı anlatan satırlarıyla bitiyor ve son sayfada, bir insanın hayatının noktasız son bulmasına gözyaşları ile tanık oluyorsunuz. Eylembilim, Oğuz Atay’ın ölümünden sonra kırk sayfası bulunarak 1987 yılında yayımlanan Günlük’ün sonunda bir bölüm olarak yer alıyor önce. Oğuz Atay’ın ölümünden 11 yıl sonra ise kızı Özge Atay’a gelen isimsiz paket içerisinde 74 sayfa daha bulununca kitaplaştırılarak 1998 yılında Eylembilim adıyla yayımlanıyor.

Eylembilim’de, bir matematik profesörünün gözünden 12 Mart öncesi Türkiye anlatılıyor: Kalem yerine silah tutan öğrenciler, kurşunlanan karşıt düşünceler, işgal edilen üniversiteler, ekseni bozuk eğitim çarkı, eylemler, eylemleri destekleyen ve eylemlere karşı çıkan öğretim üyeleri… Kısaca bir yanda eylem, bir yanda bilim…

Tamamlanamamış bu kısa romanında Oğuz Atay, tüm çıplaklığıyla bir kez daha kelimelerin ustası olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca anlatılan dönem ile günümüzün benzerliği, Oğuz Atay’ın toplumu derinlemesine analiz gücünü de ortaya koyuyor.

Kitaptan Alıntılar

“Yaşayışını tasarruf esası üzerine kurmuştur: Kelimelerini bile israftan çekinir.”

“Kurnazlar arasında kaldık diye tembel tembel düşündüm.” 

“Bence insanlar bu yüzden anlaşamıyorlardı: Herkes başka dili konuşuyordu.”

“Herkesle herkes gibi olmanın rahatlığına kapılırdım kolayca: …”

“Devrimci ya da karşı devrimci -yani bir bakıma kendi açısından devrimci- çözümler, tutucu matematik formüllerini ezip geçmişti. Tek yol devrimdi, hayır İslâmdı, hayır milliyetçilikti. Kopya formüllerinde büyük bir uyum içinde sıraların üzerini süsleyen öğrenciler ülkenin kurtuluşuna çıkan yollar bakımından derin anlaşmazlıklar içindeydiler.”

“Kötülükler yazılmazsa, insanlar bu kötülükleri duymazlardı, bu kötülükleri öğrenmezlerdi. Devlet Baba, sevgili çocuklarını ‘muzır cereyanlar’dan aynı titizlikle koruyordu. Yahu böyle şey olur muydu? Buna çocuklar gülerdi.”

“… düşünceleri yüzünden kimse yargılanamaz. Bu, anayasal bir haktır.”

“Kafamızda yaşadığımız olaylarsa, devlet adamlarının uykularını kaçırabilecek hayallerdi.”

1000 Kitapta takip etmek için: https://1000kitap.com/kivancfk

cikofeka hesaplarımızı aşağıdaki butonlara tıklayarak takip edebilirsiniz: