Hakkımda

Yolculuklarımı takip eden arkadaşlarımın son zamanlarda en sık sorduğu sorulardan bir tanesi de kim olduğumla ilgiliydi. Çok fazla mesaj gelince onca zamandır hiç kendimden bahsetmediğimi fark ettim. Melike Dede kimdir, nedir, ne değildir hep birlikte görelim. Eklemek istediği şeyler olan varsa onları da yorumlara alalım.

Kimim?

Ben Melike. 1991 senesinde karlı bir akşamda değil baya mayısın ilk haftasında Karadeniz Ereğli’de doğdum. (Evet, burcum boğa.) Doğum yerim sizi yanıltmasın; hayatımın neredeyse tamamı Sakarya adını verdiğimiz dünyanın bir numaralı turizm cennetinde geçti. Turizm cenneti diyorum çünkü tamamen uyduruyorum. İlkokulu, ortaokulu ve hatta şaşıracaksınız ama liseyi burada bitirdim. Üniversite eğitimime İstanbul’da, reklam olmaması açısından ismini vermek istemediğim özel bir üniversitede yarı burslu olarak devam ettim. Okuduğum bölümün hukuk olması notlarımın iyi olmasıyla birleşince bu durum ailedeki ve yakın çevredeki beklentilerin artmasına sebep oldu. Yakın çevresi tarafından gazlanan masum bir üniversite öğrencisi olarak kendime kariyer planları yapmakta gecikmedim tabii.

Üniversiteyi bitirmek üzereyken, son finallerimi verdiğim hafta, Galatasaray Üniversitesi’nin yüksek lisans sınavlarına 3 gün gibi kısa bir sürede hazırlandım. Ama ne hazırlanma. Patlamaya hazır bir bomba gibiydim. Ağzımı her açtığımda hukuki bir bilgi vermeden kapatamıyordum. Ezbere bildiğim bütün doktrinler rüyalarıma giriyordu. Fakat kader ağlarını ördü ve sınav sorularına bilinçli bir şekilde hayatımın en denyo cevaplarını vererek elendim. Mülakattan çıktığımda Beşiktaş’ta Uğur Mumcu Parkı’na gidip saatlerce ağladığımı ve peçeteci küçük bir kızla evsiz bir amcanın beni teselli ettiğini hatırlıyorum. Bu olay da hayatımın en güzel dönüm noktalarından biri olarak kayıtlara geçmiş oldu.

 Çalışma Hayatım

Ardından stajımı bitirmek için özel bir büroda çalışmaya başladım. Şans bu ya, okurken en sevmediğim ve edindiğim bilgilerin gerçek hayatta işime yaramamasını umduğum alanların başında gelen ticaret hukuku alanında 1,5 sene çalıştım. Ama çalıştığım yeri çok sevdiğim için hayatımın en güzel deneyimlerinden birini yaşama fırsatım oldu. Çalışırken Almanya’da yüksek lisans yapmak için başvurular yaptım ve iki okuldan kabul aldım. Nasıl oldu bilmiyorum, iş ciddiye binip de ben Almanya’da kalacak yer araştırmaya başladığımda planlarımı tekrar gözden geçirmeye karar verdim ve kısa bir süre sonra gerçekten istediğim şeyin bu olmadığını anladım. Ne kadar şanslıyım ki gerçekten ne istiyor olabileceğimi geç olmadan fark ettim. İşte yaşadığım bir diğer dönüm noktası buralarda bir yerlerde gerçekleşti. Hayatımın gidişatını değiştirebilecek cesareti kendimde bulduğumdaysa bu yolculuğa çıkmaya karar verdim. Gerisini biliyorsunuz zaten. Bilmeyenler de karar verme sürecimi buradan okuyabilirler.

Yola çıkmanın hayatımda verdiğim en güzel kararlardan biri olduğunu söyleyebilirim. Bu süreçte imkansız olduğunu düşündüğüm birçok şeyin aslında ne kadar kolay olduğunu gördüm. Asla yapamam dediğim şeyleri yapabileceğimi fark ettim. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek yeni bakış açıları kazandım. Yüzlerce insan tanıdım. Ve hepsinden önemlisi sevginin gücüne binlerce defa şahit oldum. (Tabii sevgi yoksunu insanların vakit kaybı olduğuna da…) Bundan sonra da sağlığım olduğu müddetçe, bisikletle, arabayla, karavanla, otostopla, yürüyerek, koşarak, yurtiçinde veya yurtdışında kısacası paşa gönlüm nasıl ve nerede isterse ve evren ne şekilde deneyimlememi arzularsa öyle gezmeye devam etmek istiyorum. Hiçbir yeri gezmezsem de hayatta yolculuk etmeye devam edeceğim. Çünkü hayat da yolculuk değil mi zaten? Bence öyle.

melike dede

Neden veganım?

Hayvanların yaşam haklarına saygı duyuyorum. Endüstrinin kölesi haline gelmelerine karşı olduğum için onları yemiyorum ve hayvansal ürünler tüketmiyorum. Aynı şekilde bir ürün alacağım zaman beş dakikamı ayırıp içeriklerini okuyorum; hayvansal içerik barındıran ve hayvanlar üzerinde denenmiş ürünler kullanmıyorum. Bunu neden yaptığımı soranlara basitçe empati yaptığımı söylüyorum.

Benim bir seçim hakkım var ve ben bu seçimimi sinir sistemleri olmadığı için acı çekmediğini bildiğim bitkileri tüketmekten yana kullanıyorum. Bunun yanında sadece hayvanlar değil bitkilere karşı yapılan sömürüye de karşıyım. Dalından ihtiyaç olmamasına rağmen koparılan çiçekler, yapılan buketler, toprağından ayrılan her türlü bitki doğa kıyımının insan bazında vuku bulmuş şekli bana göre.

Sihirli bir değnek yok ama ben varım.

Hayatımın büyük bir kısmını dünyadaki tüm canlılara dokunup adaleti ve sevgiyi getirecek sihirli bir değneğin varlığına inanarak geçirdim. Sonradan fark ettim ki aslında o değnek hepimizin elindeymiş. Bir yerde denk geldiğim “Görmek istediğin değişime kendinden başla” sözünün hayatımın en etkili dönüm noktalarından biri olduğunu söylersem abartmış olmam. Kendimi değiştirmenin etrafıma dokunuşlarımda nasıl bir fark yarattığına şahit oldum. Hala da olmaya devam ediyorum. Hayatımı basit bir felsefe üzerine kurmaya çalışıyorum. Minimal yaşamaya, ihtiyacımdan fazlasını tüketmemeye, mümkün olduğunca az yargılayıp çok sevmeye çalıştığım kendi çapımda bir hayat görüşüm var. Evrene verebildiğim en az zararı vermek de sevdaya dahil.

 

Eğer yazdığım yazılardan haftalık olarak haberdar olmak isterseniz yukarıdaki görsele tıklayarak haftalık bültene abone olabilirsiniz. Spam mail göndermem, size bir şey satmaya çalışmam, herhangi bir ücret ödemeniz gerekmez. Basitçe o hafta blogda yazılan yazılar otomatik olarak mail adresinize gönderilir. Mailler bazen spam klasörünüze düşebilir, bu durumda spam klasörünüze bakmanız gerekir. Abone olanları öpüyor, haftalık bültenlerde görüşmek üzere diyorum.