İnsanın doğumundan itibaren oradan oraya sürüklenişi aslında başlı başına bir arayışın eseridir. İnsan her zaman bir şeyleri arar. Ona iyi gelecek birilerini, başarma arzusunun onu götüreceği bir takdir cümbüşünü, hayattan zevk almanın yollarını… Tüm bu arayışı daha iyi olmayı, daha huzurlu olmayı, daha mutlu olmayı, daha zengin olmayı bulma arzusunun harekete geçmiş bir …. gibidir. Ama insan tüm bunları aradığını sanırken aslında kendini arar. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde daha fazla mutluluk ya da daha fazla huzur yoktur. Hepsi insanın en son baktığı yerde; yani içindedir. Fakat aynı zamanda insan için en korkunç şeydir kendini bulmak. Bu yüzden insan yüzünü kendinden çevirip başka her şeyi aramaya devam eder, dışarıda daha fazlasını bulmayacağını bilmeden… Hermann Hesse’nin kaleme aldığı Siddhartha kitabı da sonu yine insanın kendisine çıkan bir yolculuğun hikayesini anlatır bize.

Kendini aramanın faydasız olduğunu düşünen babasını geride bırakıp dostu Govinda ile yola çıkar Siddhartha. Neyi aradıklarını bilmeden çıktıkları bu yol hayatlarını değiştirir ikisinin de. Siddhartha’nın attığı her adımda bir fark ediş vardır. Ormanın derinliklerinde ya da şehrin keşmekeşinde karşılaştığı herkes ona bakmadığı bir yanını gösterir. Keşfettikçe yolculuğuna daha büyük bir bilme arzusuyla devam eder Siddhartha. Buddha’yla kesişen yolları bile Siddhartha’yı orada durdurmaya yetmez. Bilinmeyeni öğrenmenin arzusu Buddha’nın öğretisinden daha ağır basar ve Siddhartha yoluna devam eder. Fakat en sonunda ‘aramayı bırakır’.

Aramak ve bulmak

Kendini aramaya fazla vermenin, bulma fırsatını yakalamaya engel olduğunu fark eder Siddhartha. Dostu Govinda’yla aralarında geçen bir diyalogda bunu şöyle açıklar;

“Bir kimse arıyorsa, gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk, bir türlü bulmayı beceremez, dışarıdan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep, çünkü bir amacı vardır, çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. Aramak bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak, hiçbir amacı olmamak…”

Yaşam boyu kimliklerimiz

Siddhartha bu yolculuğu sırasında birçok farklı kimliğe bürünmüş olarak çıkar karşımıza. Asi bir çocuk, bilme arzusuyla yol alan bir kaşif, kafası karışık bir yolcu, tecrübesiz bir aşık, zengin bir tüccar, basit bir kayıkçı… Ama her bir kişilik bir diğerini getirir ve hepsi aynı derecede eğiticidir.

Ve Siddhartha, son görüşmelerinde Govinda’ya kendi yolculuğunu şu sözlerle özetler: “Dünyanın iç yüzünü görmek, onu açıklamak, onu aşağılamak büyük düşünürlerin işidir belki. Ama benim için tek önemli şey, dünyayı sevebilmektir; onu aşağılamamak, ona ve kendime hınç ve nefret beslememek, ona, kendime ve bütün varlıklara sevgiyle, hayranlıkla ve huşuyla bakabilmektir.”

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Hermann Hesse, Siddhartha kitabı ile belki de kimileri için yaşamın gerçek sırrını anlatmıştır, kim bilir? ‘Kutsal’ olana bakış açımızı ve düşüncenin yerleşik kalıplarını değiştiren bu kitapta kendinizden bir şeyler bulacağınıza hiç şüphem yok.


Eğer yazdığım yazılardan haftalık olarak haberdar olmak isterseniz yukarıdaki görsele tıklayarak haftalık bültene abone olabilirsiniz. Spam mail göndermem, size bir şey satmaya çalışmam, herhangi bir ücret ödemeniz gerekmez. Basitçe o hafta blogda yazılan yazılar otomatik olarak mail adresinize gönderilir. Mailler bazen spam klasörünüze düşebilir, bu durumda spam klasörünüze bakmanız gerekir. Abone olanları öpüyor, haftalık bültenlerde görüşmek üzere diyorum.