vejetaryenliği anlıyorum ama veganlığı anlayamıyorum

Vejetaryenliği anlıyorum ama veganlığı anlayamıyorum

Hayatının bir noktasında “Vejetaryenliği anlıyorum ama veganlığı anlayamıyorum” dediysen hoşgeldin, doğru yerdesin! Çünkü bu yazıyı senin için yazdım. Hayvanları öldürerek onları yemenin onlara ne kadar büyük acılar çektirdiğini zaten bildiğini düşünüyorum. Ama süt ürünleri ve yumurta gibi hayvanların ölmesine sebep olmayan eldelerin neden hayvanlar için zararlı olduğunu bir türlü anlamıyorsun öyle değil mi?

Mesela bu yaşına kadar endüstriyel üretim de olsa köylülerin ahırında da büyüse hemen hemen bütün ineklerin rahimlerine metal borular sokularak yapay yolla hamile bırakıldığını duymuş muydun? Ya da erkek civcivlerin canlı bir şekilde parçalandığından haberin var mıydı? İneklerin ortalama ömürlerinin 20 seneden daha fazla olduğunu ama süt sektöründe en iyi ihtimalle 6-7 sene yaşayabildiklerini biliyor muydun? Yönetmeliklerle düzenlenen tavukların refah alanının yalnızca birkaç santimetre kareden ibaret olduğundan haberdar mıydın? Bir ineğin süt vermesi için hamile kalması gerektiğini biliyor muydun? Cevabın hayırsa üzülme çünkü yalnız değilsin. İnsanların neredeyse yarısı bir ineğin süt verme özelliğine doğuştan sahip olduğunu düşünüyor!

Şimdi ben olabildiğince sade bir şekilde veganlığı da anlamana yardımcı olabilecek birkaç ufak bilgi vereceğim. Ama başlamadan önce seni götürmek  istediğim bir yer var. Şimdi derin bir nefes al ve her ne iş yapıyorsan bırakıp yazının bundan sonraki kısmında vereceğim durumları kafanda canlandırmaya çalış.

Derin bir nefes al ve düşünmeye başla…

Şu an yüzlerce insanla birlikte bir metrobüsün içinde olduğunu düşün. Orada durmak zorundasın; inemiyorsun. İşin kötü tarafı bu kalabalığı birkaç saatten biraz daha uzun bir süre çekmek zorundasın: Bir ömür! Nasıl hissettiriyor? Şimdi de bir kadın olduğunu düşünelim. Bir yerde esaret altında tutuluyorsun. Hayatın boyunca üzerinde uyuduğun tek yer altındaki beton zemin. Önce tecavüze uğruyor ve hamile bırakılıyorsun. Bunlar yetmiyormuş gibi çocuğunu doğduğu anda senden alıyorlar. Süt veren memelerini de makineye bağlıyorlar. Süt vermeye devam etmen için makineler devamlı çalışıyor. Bu esaret memelerinin süt verme verimliliği azaldığında sona eriyor. Bu defa da bir faydan kalmadığı için öldürülmek üzere kimsenin görmediği, bilmediği bir yere gönderiliyorsun. Seninle aynı durumda olan yüzlerce arkadaşın var. Her birine aynı işkencenin tekrar tekrar yaşatıldığını görüyor; her şeye tanık oluyorsun.

Aslında sana yardım edebilecek, buna dur diyebilecek birileri var. Ama sen sesini onlara duyuramıyorsun. Onlar da orada neler olduğunu görmedikleri için işin bu boyutlarda olduğunu bilmiyorlar. Senin mutlu olduğunu ve bu acıları hissetmediğini düşünüyorlar. Sen bir odaya terk edilmiş, çocuğundan ayrılmış, memelerindeki makineler sütünü sağarken onlar senin refah içinde yaşadığını düşünüyorlar. Bu da kulağa pek hoş gelmedi değil mi? Yalnızca okurken bile kalbinin acıdığını biliyorum. Bu çok normal. Çünkü sen aklı ve vicdanı olan bir canlısın.

Şimdi dilersen “Vejetaryenliği anlıyorum ama veganlığı anlayamıyorum” demende kemik bir role sahip olan süt ve yumurta sektörü ile ilgili bazı verilerden bahsedelim. Hemen ardından sana hayvansal üretimin çevre üzerindeki çarpıcı etkilerini de anlatacağım. Aslında konuşmamız gereken daha çok fazla şey var. Ama en başta da söylemiştim ya elimden geldiğince konuyu dağıtmamaya; kısa ve öz olmaya çalışacağım. O yüzden şimdilik bu kadarından bahsedeceğiz.

Hayvancılık sektörü hakkında ufak bir bilgi

Anlatacaklarıma başlamadan önce bir gerçeği bilmeni istiyorum. Hayvancılık sektörü dünya ekonomisinin en büyük yapı taşlarından birini oluşturuyor. Dünyada canlı hayvan ve hayvanlardan elde edilen yumurta, süt, deri, ipek gibi yan ürünlerin toplam ticaret değerinin yaklaşık olarak 257 milyar dolar olduğu söyleniyor. Yani anlayacağın hayvancılık dünya ekonomisinde çok büyük bir paya sahip. Bugün artık hem insan vücuduna hem de çevreye olan zararları bilinmesine rağmen hala çılgınlar gibi her program arasında reklamlarının dönmesi de, hayvansal ürünlerin ne kadar yararlı olduğuna dair yayınlar yapılması da bu yüzden. Sen de tahmin edersin ki hiçbir ülke birçok açıdan ekonomik olarak ayakta kalmasını sağlayan bu dengeyi bozmak istemez.

Tıpkı dünya üzerindeki uyuşturucu ağı gibi düşünebilirsin. Birileri çok iyi kazanıyor diye koskoca ülkelerin koskoca teşkilatlarının yetersiz kaldığı, içinde milyarlarca dolar dönen sektörlerin hepsinde durum aynıdır. Bu sektörün de aslında ne kadar büyük ve temelleri sağlam atılmış bir sektör olduğunu özellikle vurgulamak istedim. Çünkü birilerinin üzerinden bu denli büyük paralar kazandığı bir sektörden bahsettiğimizi bilmenin, bir şeyleri daha rahat anlamak için son derece önemli olduğuna inanıyorum.

Süt ve süt ürünleri hayvanlara nasıl zarar veriyor?

vejetaryenliği anlıyorum ama veganlığı anlayamıyorum inek sütü

Birinin vegan olduğunu duyduğunda aklına gelen ilk soru bu oluyor değil mi? “Vejetaryenliği anlıyorum ama veganlığı anlayamıyorum” demenin sebebi de aynı diyebiliriz hatta. Süt üretimi inekleri öldürmüyor, nasıl kötü olabilir? İşin ahlaki boyutunu başka bir yazıda uzun uzun konuşuruz. Şimdi bu sektörün hayvanlara çektirdiği acılardan bahsetmek istiyorum. Yazıya giriş yaparken de söylemiştim. İnsanlar ineklerin doğuştan süt verdiği yanılgısına düşüyorlar ama sanılanın aksine memeli bir canlının süt verebilmesi için önce hamile kalması gerekiyor. Yani süt sandığımız gibi ineklerin memelerine öyle gökten zembille inmiyor. Her canlıda olduğu gibi inek de sadece kendi yavrusu için süt üretiyor. İneğin bir yavruya sahip olabilmek için hamile kalması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Bu hamilelik ne endüstriyel üretimlerde ne de köylerde ne yazık ki doğal yollarla gerçekleşmiyor. İneği hamile bırakmak için içlerinde sperm olan metal borular ineğin rahmine sokuluyor. (Bu kısımda birçok insanın içinin ürperdiğine eminim. Ama durum bu.)

Dişi suni yöntemlerle hamile bırakıldıktan sonra, normalde vereceği süt miktarını artırmak için doğal olmayan takviyeler de kullanıyorlar tabii ki. Doğan yavru inekten ayrılıyor ve o da hizmet basamağındaki yerini alıyor. Anne ineği ise sütü sağılmak üzere makinelere bağlı olarak süreceği bir yaşam bekliyor. Bir ineğin ortalama ömrü 22-24 yıl arasında olmasına rağmen bu endüstri için verimli ömür 6-7 yıl olduğundan çoğu bu yaştan sonra hayatına son verilmek üzere zincirden ayrılıyor. Anne sütünden mahrum kalan buzağıların gelişiminde ise birçok takviye kullanılıyor. Yavru gelişimini tamamladığında dişi olması halinde 6-7 sene boyunca annesiyle aynı kaderi paylaşıyor. Erkekse de muhtemelen yeterli büyüklüğe ulaştığında kesiliyor. İşte bu hayvansal ürünlerden en masumu olan süt sektörünün nasıl işlediğine dair ufak bir açıklamaydı. Süt ve süt ürünleri üretiminde hayvanlar öldürülmüyor ama belki de bizim anladığımız bir dilde konuşabilseler öldürülmeyi tercih edecekleri bir hayatı yaşamaya mahkum ediliyorlar. Haksız da sayılmazlar… Şunlardan herhangi biri senin başına gelseydi sen ne hissederdin?

Bu gerçeklerin yanında bir de durmadan büyüyen bir süt sektörü var. Sütün insan gelişimi için ne kadar önemli olduğu ve özellikle çocukların süte ne kadar çok ihtiyacı olduğu devamlı anlatılıyor. Sütün çocuk gelişimi için gerçekten son derece önemli bir role sahip olduğunu reddedemeyiz. Ama burada bahsi geçen süt bir ineğin sütü değil; çocuğun kendi annesinin sütü. Biliyoruz ki, bir canlının annesinin sütü o canlının büyümesi için gereken şeyleri içerecek şekilde tasarlanmıştır. Yani bir ineğin sütü bir insan için uygun değildir. Ama sütün ne kadar sağlıklı olduğuna bizi ikna edip daha fazla süt satmak isteyenlerin maddi imkanları daha fazla olduğundan biz reklamlarda sütle ilgili gerçekleri değil; “mutlu” inekleri görmeye devam ederiz. Yukarıda okuduklarından sonra o ineklerin hala mutlu olduğunu düşünebilir misin? Bu mümkün değil… Bu arada unutmadan; süt ile ilgili daha detaylı bilgi ve süt içmenin insan vücudundaki etkileri ve zararları için Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu’nun “Süt Sağlığa Zararlı Mıdır?” yazısını inceleyebilirsin.

Yumurta tavuklara zarar verir mi?

vejetaryenliği anlıyorum ama veganlığı anlayamıyorum tavuk yumurtası

Şimdi geldik hayvancılık sektörünün masum görünen bir diğer yüzü olan yumurtacılığa. Yumurtacılık en çok kafa karıştıran konulardan biri. Çünkü gerçekten bazen tavuklar kuluçkaya yatmıyor ve yumurtalarını terk ediyorlar! Tavuk kuluçkaya yatmadığında da yumurtadan civciv falan çıkmıyor. Tavuklar tarafından terk edilen, civciv çıkmayacak yumurtanın yenmesi neden hayvanlara acı çektirsin ki? Neticede tavuğa zarar verilmiyor ve yumurta bırakıldığı taktirde çürüyüp gidecek. Bu sorunun cevabını biraz daha bütüncül bir yaklaşımla incelemek gerekiyor. Yumurta yenmesinin endüstriyel boyutunda, yumurta üreticileri devamı sağlamak için tavuk da üretmek zorundadır. Yani yumurtaya olan talep aynı zamanda daha fazla tavuğun esir edilmesi anlamına da gelir. Bu sektörün en kalpsiz yanlarından biri bu üretim akışını olabildiğince masrafsız hale getirmek için erkek civcivlerin derhal öldürülmeleridir. Bir banttaki yüzlerce civcivin parçalama makinelerine doğru ilerlediği ve nihayetinde makineye düşerek parçalandığı o videoyu mutlaka görmüşsündür. Yumurtadan çıkan erkek civcivler yumurta vermedikleri için çıktıklarından 15 dakika sonra öldürülürler. Hatta çoğunlukla diğer tavuklara yem olurlar.

Yumurta endüstrisine ait çiftliklerdeki tavukların barınma koşulları tahmin edebileceğinizin ötesinde bir başka zulme ev sahipliği yapar. Bu üretim tesislerini çok büyük bir kısmında tavukların serbestçe dolaşabilecekleri bir alan yoktur. Çoğu ya büyük ambarlarda binlerce tavukla birlikte beton zeminde yaşar ya da küçük kafeslerde yaşam mücadelesi verir. Bir tavuk başına düşen yönetmeliklerle belirlenmiş yaşam alanı yalnızca birkaç santimetre kareden ibarettir. Yani kısacası yumurta endüstrisinde A4 kağıdı büyüklüğünde kafeslerde kanatlarını açamadan, toprağı eşeleyemeden hareketsiz yaşamak zorunda bırakılan tavuklar vardır. Yumurtaya olan her talep bu canlıların bu koşullarda yaşamasına da göz yummak anlamına gelir. Biz kalabalık otobüslerde birkaç kilometre gitmeye bile katlanamıyorken tıpkı bizim gibi acıyı hissedebilen bu güzelim canlıları yaşamları boyunca bu kafeslere mahkum etmek istemeyiz. Ama zulmü reddetmek için öncesinde bu gerçekleri görmemiz gerekir; serbest gezdiği iddia edilen mutlu tavuk resimlerini değil…

Hayvancılık çevreye nasıl zarar veriyor olabilir ki?

Ben etik bir veganım. Yani vegan olmamın en büyük sebebi kendime yapılmasını istemediğim bir şeyin bir başka canlıya yapılmasına gönlümün razı gelmemesi. O yüzden tüm canlıların yaşam hakkını savunuyorum. İhtiyacım yokken, alternatif yöntemlerle de son derece sağlıklı ve keyifli bir şekilde yaşayabiliyorken bir başka canlıya zarar verememem. İhtiyacım yokken bir bitkiyi de dalından koparmam örneğin. Bu bana etik gelmiyor. Ama herkesin etik anlayışının farklı olabileceğinin de bilincindeyim. (Zaten 9 milyar insanın aynı anda aynı şeyi düşünmesini de bekleyemezdik öyle değil mi?) Bana bir başka canlıyı öldürmek doğru gelmiyorken ve ben “Bir insan neden vegan olur?” sorusuna onlaraca cevap sayabilecekken sen kişisel bir fayda sağlamak için diğerlerini öldürmekte bir beis görmeyebilirsin. Kendimi istediğim kadar anlatayım, önüne istediğim kadar kanıt koyayım vicdani olarak rahat hissettiğin sürece elimden fazla bir şey gelmez. Ama hayvancılığın bizim vicdanımıza kalmayan; öznel olmayan ve veganlığı biraz daha iyi anlamanı sağlayabilecek bir etkisi daha var: Çevre!

Artık günümüzde hayvancılık faaliyetlerinin neredeyse tamamı endüstriyel şekillerde gerçekleştiriliyor. Bu da fabrikaların kurulması, ulaşım, dağıtım gibi yan kullanımların oluşması anlamına geliyor. Bu fabrikalarda ve yan kullanımlarda fosil yakıtların kullanılması, burada üretilen hayvanların sindirimi ile atmosfere metan gazı salması, hayvanların oluşturduğu gübrelerin ise karbondioksit yayması, hayvansal atıkların sulara karışarak çevre kirliliğine sebep olması gibi faktörler çevreye en çok zararı veren şeylerden bazıları. Burada yemcilik için kullanılan su tüketiminin de son derece yüksek olduğunu hatırlatmakta fayda var. Besi ünitesinde yetiştirilen danalardan elde edilen bir kilogram biftek, 5 kilogram tahıla, 20 bin litre suya, 8 litre benzine eşdeğer enerjiye ve 35 kilogram erozyona uğramış yüzey toprağına mal oluyor.

Yapılan araştırmalar, dünyadaki sera gazı emisyonlarının en az %15’inin hayvancılık kaynaklı olduğunu gösteriyor. Şaka gibi gelecek belki ama bu oran hava ve kara trafiğinin sebep olduğu sera gazı emisyonundan daha fazla! Hayvancılığın çevreye olan etkileri ile ilgili daha detaylı ve kapsamlı bilgilere, bu bilgilerin geldikleri kaynaklara ulaşmak istersen “Hayvancılığın Çevreye Zararları ve İklim Üzerindeki Etkileri” yazısını okuyabilirsin. (Yazı üç gün sonra burada olacak.)


Umarım bu yazı “Vejetaryenliği anlıyorum ama veganlığı anlayamıyorum” yerine “Sanırım veganlığı da artık anlıyorum.” ya da “Hadi ya gerçekten böyle miymiş?” demende bir nebze de olsa faydalı olur. Buraya kadar gelip beni dinlediğin için teşekkür ederim. Şunu lütfen unutma; bugün yapacağın bir seçim daha fazla canlının hayata tutunması ve gelecek nesillerin daha mutlu bir dünyaya uyanması demek. Hep birlikte keyifle yaşadığımız mutlu bir dünyada görüşmek dileğiyle. Ha bu arada, konu hakkındaki fikirlerini yorumlarda paylaşabilirsin.


Güncel paylaşımlardan, seyahatlerden ve etkinliklerden anında haberdar olmak için beni Instagramdan takip etmeyi unutmayın! https://instagram.com/melkeontheroad

4 Comments

  • gryffindor

    Hayvancılığın endüstriyel veya geleneksel yöntemlerle yapılmasının hiçbir farkı yok. Bugün metal çubuklarla hamile bırakılan ineklere yapılan eğer yanlış ise geçmişte bir ineğin hamile kalması için 3 4 farklı dana ile aynı ortamda bırakılması da o zaman tecavüz mü? Bakın empati aynı şartlardaki şeylerin birbirini anlaması için yapılır. Bu beceri de sadece insan tarafından gerçekleştirilebilir. Yazınızda sizin dediğiniz gibi “Çünkü sen aklı ve vicdanı olan bir canlısın.” fakat hayvanlar böyle değil… Hayvanlara acı çektirmemek ve eziyet etmemek ayrıca aç gözlü olmayarak ihtiyacınız kadarı ile yararlanmak kaydıyla Vejeteryan veya vegan olmadan pek tabi doğal seleksiyonu devam ettirmemiz çok normal. Bence hak ve özgürlükleri radikal boyutlara taşımanın haklı olduğunuz bir yolu (hayvanlara eziyet sömürü linç vb.) mantıksız bir boyuta (vegan, Vejeteryan vb) taşıdığını bilmenizi isterim.

    • Melke

      Bir canlının rahmine metal borular sokarak onu hamile bırakmakla bir ineğin danalarla aynı ortamda bırakılmasını aynı kefeye koyabilir miyiz? Kaldı ki eğer amaç yine ineğin hamile kalması üzerinden bir çıkar sağlamaksa orada da etikten bahsedemeyiz. Veganlık hayvan sömrüsünü ve hayvanlara eziyet edilmesini reddeder; hayvanların hak ve özgürlüklerini savunur. Sizin bunu radikal bir boyut olarak değerlendirmenizin tek sebebi ise hak ve özgürlüklerin insan çıkarına hizmet edecek şekilde dizayn edilmiş olmasıdır. Hayvanların empati yapamıyor olduğu konusunda haklısınız. İnsanların empati yapabiliyor oldukları konusunda da hem fikiriz. İnsanların bu imkanlarını kullanabildikleri nice güzel günlerde görüşmek üzere.

  • Hakan Özbek

    Melike Hn merhaba;

    Sizi Youtube kanalınızdan ilgiyle takip ediyor, yazılarını okuyorum. Gerçekten başarılı buluyorum. Benim de hayalim olan karavan projenizin ise bir an önce sonuçlanmasını dilerim.
    Yaklaşık 4-5 yıl öncesine kadar, küçüklükten beri içimde taa derinlerde hissettiğim, bir şeylerin etik olarak yanlış olduğunu hep düşündüğüm, bizlere gayet doğal ve mutlaka gerekli diye lanse edilen, caf caflı reklamlarla pompalanan, sorumluluk sahibi olmayan bir çok bilim insanı tarafından medyada ısrarla önerilen bu hayvan ve hayvansal gıdaların yenmesi konusunda bir şeyler yapma, artık bireysel de olsa tepki vermenin vakti zamanının geldiğini anlayıp kırmızı ve beyaz et ile birlikte, sakatat ve et ürünleri denilen tüm gıdalar ile ilişkimi kestim. Aldığım bu karardan çok mutluyum. Peynir, gezen tavuk yumurtası ve az miktarda kahve içinde organik süt içiyorum. Bazen deniz balığı da yediğim oluyor. Bunları da yememeyi her ne kadar düşünsem de dürüst olayım tam anlamıyla vegan olmaya cesaret edemiyorum. Hem seyahatlerde çok problem oluyor, hem de yeme içme maliyeti çok artıyor. Belki bir gün cesaret ederim ama şu an için bir erteleme halindeyim yani! Bu konuda çok araştırma yaptım, kitap okuyup, belgesel seyrettim. İnsanların artık bilinçsizce, aptalca direnmeyi kesip, büyük kartellerin, şirketlerin bu oyununa karşı koymasının, en azından et ve et ürünleri tüketimini azaltıp, sağlıklı vejateryan beslenmeye geçmesinin gerekliliğini sohbetlerde özellikle yakın çevreme anlatırken aslında bir çoğunun bunları düşünüp, etik yönünü sorguladıklarını anladım. Anlıyorum ki azımsanmayacak miktarda sessiz bir çoğunluk, sadece bizlere dayatılan bu sistem döngüsüne ( Sorgulamadan her şeyi ye, obezite başta olmak üzere çeşitli hastalıklara sahip ol, bol bol suni ilaç kullan, iyileşmek için daha da fazla ye, daha fazla yemek için sularımızın, topraklarımızın, ormanlarımızın kısaca dünyamızın yok edilmesine gözlerini ve kulaklarını en önemlisi yüreğini kapat!) kapılıp giderek hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Rüzgarda uçuşan tüyler gibiyiz. Bu yapay rüzgarı oluşturan kuvvetlere karşı bir uçurtma etkisi ile bir direnebilsek bir çok şey daha güzel olacak ama maalesef yapamıyoruz. Ne acı değil mi?
    Sevgiler.

    • Melke

      Merhabalar, fikrinizi böyle uzun uzun paylaşmış olmanız ne güzel. Ben inanıyorum ki bir gün herkes gözlerini açacak ve o gün geldiğinde dünya hepimiz için daha yaşanılabilir bir yer haline gelecek. Değişim benden, sizden başlıyor. Biz değişirsek dünya değişir. Ayrıca iyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim. Umarım sizin karavan hikayelerinizi de biz takip ederiz. Sevgiler. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: