Geçtiğimiz günlerde karavanla keyifli bir tur yaptık Ege’de. Aylardır pandemi yüzünden evde kapalı kaldığım için yolda geçen bir hafta bana koca bir aymış gibi geldi. Bu yazıyı da aslında basit bir karavanla Ege turu rotası gibi okumanızı istemem. Çünkü insanlık için küçük ama benim için devasa bir adımdı evden çıkmış olmam. O yüzden evden çıktığım iki hafta boyunca neler yaptım biraz onun hikayesini anlatarak başlayacağım; ardından karavanla Ege turu rotasına geçeceğim. Yoldayken yemeklerimizi nasıl hazırladık, karavanda tuvalet ve duş işini nasıl hallettik, sıcak olmadı mı gibi sıkça sorulan sorulara da yazının içinde yeri geldikçe cevap vereceğim. Zaten ne zamandır düz bilgi veren yazılar yerine böyle acısıyla, tatlısıyla bol anılı ve fotoğraflı bir blog yazmaya çok heves ediyordum, sonunda zamanı geldi.

Yabancı blogları takip edenler bilirler bu tarz gezi yazıları ecnebilerde çok tutar ama bizim insanımız okumaktan pek hoşlanmadığı için halkın tepkisi ne olacak net bir şey söyleyemiyorum; hep birlikte göreceğiz. Elbette aramızda benim teknede midemin nasıl bulandığıyla ilgili detayları merak etmeyip sadece rotaya bakmak isteyenler de olabilir. Atlaya atlaya okuyanlara gücenmem, korkmayın. İsteyen istediği gibi okumakta özgür. Hatta ctrl+f yapıp sadece arzu ettiğiniz kelimelerin geçtiği yerleri de okuyabilirsiniz. Ruhum bile duymaz gerçekten, rahat olun. İsterseniz direkt üç başlık aşağıda yer alan “Ege turu rotası başlıyor” başlığına gidebilir, ya da bunca şeyi okumakla uğraşamam derseniz yazının sonunda yer alan ve Ege turu sırasında karavanda 1 günümüzü anlattığım videoyu izlemekle yetinebilirsiniz, hiç sorun değil. Neyse ben uyarımı yaptım, hazırsak anlatmaya başlıyorum.

Dışarıda virüs varken beni evden çıkaran hain arkadaşlar

Son dört beş aydır neredeyse evden hiç çıkmamıştım. Çünkü bana dünya virüsle kaplıymış gibi geliyordu ve bu süreçte insanların ne derece aptal olabildiklerini de gördüğüm için onlar yüzünden virüs kapmak istemiyordum. (Evet konu hayatta kalmak olunca içgüdüsel olarak çirkefleşiyorum, ne yapayım ajdsk) Evde geçirdiğim zamanda yazmakla meşgul olduğum yazıların ve kitabın yanı sıra çoğunlukla yetiştirdiğim bitkilerimle uğraşıyor, bahçeyle ilgileniyordum ve ufak bisiklet turlarına çıkıyordum. Tabii bir de “Neden fenerbahçe renkleriyle bezenmiş gençlik odamdaki mobilyaları tekrar boyayıp daha modern bir görünüm elde etmiyorum ki?” gibi random gelen heveslerle boyumdan büyük işlere kalkıştığım da oluyordu. (Hep izlediğim mimari belgesellerinden görüp özeniyorum kesin.) Yani genel olarak halimden memnundum.

Pandeminin ilk başladığı dönemlerde hepimiz çok gergindik hatırlarsanız. Bazı insanların evde canı çok sıkıldı, bazıları kozalarından çıktı, bazısı kendini keşfetti, kısacası herkesin hayatında birtakım değişiklikler yaşandı. Ben evdeyken canım hiç sıkılmadı ve kozamdan da çıkmadım ama basitçe virüsten uzak olduğum için gerçekten çok mutluydum ve imkanım olduğu sürece evde kalmaya niyetliydim. Ama sevgili arkadaşım Tuğçe’nin bir yelkenli tekne alması tüm planlarımı alt üst etti. Tuğçe ve Emre bizi tekneye davet etti, Selçuk bu fikre çok yükseldi, ben rahatlıkları karşısında dehşete kapıldım falan derken 4 kişinin uzun süre küçük bir yaşam alanını paylaşmasının riskli olabileceğine dair sunduğum tüm argümanlara rağmen beni bir şekilde kandırıp evden çıkmaya ikna ettiler.

Dezenfektanım olmadan asla

Evden çıkmaya ikna oldum ama beynimin hayatta kalmaya çalışan bölümü de benimle birlikte evden çıktığı için yanıma bir litre dezenfektan almayı da ihmal etmedim. Normalde seyahat çantamı hazırlarken en önem verdiğim şey don olurdu. (Evet evet, doğru okudunuz don dedim. Yanıma yeterince don aldığımdan emin olmadan asla seyahate çıkmam.) Ama bu sefer en önemli şey dezenfektandı. İnsanın önceliklerinin nasıl değiştiğine dair muazzam bir örnek bu bence.

Gökova Körfezi’nde 4 Gün tekne turu

Güvenli ve virüssüz evimizi arkamızda bırakarak önce İzmir’e Tuğçe ve Emre’nin yanına gittik. İzmir en son hatırladığımdan daha nemli bir yer olduğu için arabadan indiğim gibi pişman oldum verdiğim karardan. Hatta kendimi serin beldemiz Sapanca’ya ihanet etmiş gibi bile hissettim. Biraz vicdanım olsa tekne turu için İzmir’e giderek marjinallik yapmak yerine Sapanca Gölü’nde yunus bisikletle gezebilirdim. Ama yapmadım…

Neyse allahtan Tuğçelerin evinde klima varmış da Sapanca sevgim kısa sürdü. Bir geceyi İzmir’de geçirdikten sonra hep birlikte tekneye çıkmak üzere Bodrum’a geçtik. 4 gün boyunca da Gökova Körfezi’nde farklı koylarda dolaştık. Eğer tekneye bindiğimiz andan itibaren bulanmaya başlayan midemi saymazsak tekne turu çok keyifliydi. İlk gün hem bulantım yüzünden hem de insanların dokunduğu yerleri sürekli takip etmeye çalıştığım için (çünkü onlar nereye dokunuyorsa ben oraya dokunmayacaktım ve hayatta kalan ben olacaktım. Amigdalamın küçük hesapları asfdas) olaya çok odaklanamadım ama ilerleyen günler gerçekten çok güzel geçti. En güzel tarafı da açık havada gökyüzünü izleyerek uyumaktı ki beni tanıyanlar bilir hayatta en sevdiğim şeyler arasında ilk üçtedir bu.

Bu seyahat eğlencenin yanında minimal bir yelkenli eğitimi de oldu bizim için. Küçüklüğünden beri yelkene gönül vermiş bir uzun yol kaptanı olan Emre sayesinde yelken nedir ve nasıl yapılır, tramola yaparken dikkat edilmesi gerekenler, ayı bacağı seyrinin püf noktaları gibi birçok konuya da hakimiz artık. Gördüğünüz gibi literatürü de biraz öğrenince bilmeyen birinin yanında kaptanmışız gibi davranabilecek kıvama geldik dört günde.

Karavanla Ege Turu Rotası Başlıyor!

Tekneden indikten sonrası için net bir plan yapmamıştık. Zaman kısıtlamamız olmadığı için kıyı şeridinden yolumuza devam edip beğendiğimiz yerlerde kalmaya karar verdik. Rotamız kabaca aşağıdaki gibiydi. Bodrum’dan başladık. Didim, Kuşadası, İzmir ve Çanakkale yapıp eve döndük.

Karavanla Ege turu rotası haritası

İtiraf edeyim İzmir’den sonra hemen Çanakkale’ye geçme talebi bana ait olsa da hiç içime sinmedi bu durum. (Hatta şu an biraz pişmanım bile) Çünkü İzmir’de özellikle Mordoğan ve Karaburun’da görmek istediğim birkaç yer vardı. İzmir’den sonra da Dikili, Ayvalık, Asos rotasında devam etmek ve en son da Bozcaada’ya uğrayıp eve öyle dönmek istiyordum ama twitterın kurbanı oldum.

Twitter’ın konumuzla ne gibi bir ilgisi olduğunu merak ediyorsunuz öyle değil mi? Hemen söyleyeyim: Tam o sıralarda koronavirüs vakalarındaki artışla ilgili okuduğum tweetler beni büyük bir korkuya sürükledi ve o yüzden rotanın bu kısmını atlamaya karar verdim. Bu bana bir şey öğretti: Anskiyeten varsa Twitter’a girmeyeceksin. Twitter anksiyetesi olanlar için kesinlikle doğru bir mecra değil. Bunu da buradan sizinle paylaştıktan sonra karavanla Ege turu rotası anlatmaya devam ediyorum.

Bodrum, Yalıkavak

Tekneden indikten sonra ilk işimiz Bodrum’a gitmek oldu. Bodrum’da uzun zamandır gitmiyordum ama ziyaretimin asıl sebebi yemeklerini denemek için can attığım Vegan A La Turca’ydı. Sadece vegan köfte dürüm ve burger alacağım diye girdiğim kafeden çantamı çeşit çeşit vegan ürünle doldurup çıktım çünkü oburluk bunu gerektirir. Köfteleri ve burgerleri gerçekten çok lezzetliydi. Bununla birlikte kendi yaptıkları meyve suları da çok başarılıydı. Hatta sonradan daha fazla almadığım için epey üzüldüm. Eğer Bodrum’a giderseniz vegan olun olmayın buraya mutlaka uğrayın ve şu ölümlü dünyadan bu güzel yiyecekleri denemeden ayrılmayın.

Kafe pandemi yüzünden misafir ağırlamıyordu o yüzden yiyeceklerimizi paket olarak aldık ve hem yemeğimizi yiyebileceğimiz hem de geceyi geçirebileceğimiz bir yer aramaya başladık. Nihayetinde Yalıkavak’ta Xuma ve Mufla Beach’i geçtikten sonra az ilerideki Yalıkavak Halk Plajı’na geldik. (Bu ‘beachlerin’ isimlerini tabii ki ezbere bilmiyorum, sadece lokasyonu doğru verebilmek için belirttim ve varlıklarından da haritaya bakınca haberdar oldum asdlk) Buraya vardığımızda sahilde sadece birkaç çadır vardı ve etraf çok da kalabalık değildi. Yine de arabamızı insanlardan olabildiğince uzak bir yere park ettik ve muazzam bir dolunay manzarasında yemeklerimizi yedik.

Bu arada bu plajda umumi bir tuvalet yoktu. O nedenle tuvalet işini kendi imkanlarımızla hallettik. Fakat plajın kenarında ufak bir restoran yer alıyor, gidip tuvalet sorduğunuzda yok diyorlarmış ama herhalde orada oturup yemek yerseniz tuvaletin yerini büyük bir memnuniyetle göstereceklerdir. Gidecek olanların aklında bulunsun.

Yalıkavak Halk Plajı’nda serin bir gece

Bu tur sırasında gece arabanın sıcak olup olmadığını soranlar çok oldu. Biz de aslında geceleri sıcak olabilir endişesiyle girdiğimiz ilk marketten usb ile çalışan ufak bir fan satın almıştık. Fakat ilginç bir şekilde bir hafta boyunca geceleri hiç sıcaklamadık; aksine üşüdüğümüz zamanlar bile oldu. Fakat kamp deneyimi olanlar katılacaktır, ister karavanda ister çadırda kalın güneşin ilk ışıklarıyla birlikte içerisi sıcak olmaya başlar ve kısa sürede uyunamayacak sıcaklığa ulaşır. Her ne kadar iyi bir yalıtımımız olduğu için bunaltıcı bir sıcakla karşılaşmamış olsak da tur boyunca sabah 7-8 civarında otomatik olarak uyandık.

Karavanla Ege turu rotası bodrum yalıkavak

Canım Didim’e yolculuk

Eveeet, sıra geldi canım Didim’e. Instagram hesabımı takip edenler bilirler şu dünyada bir cici kuşa bir de Didim’e çok ayarsız bir sevgi beslediğimi. Sabah erken saatlerde kahvaltımızı yaptıktan sonra Yalıkavak’tan Didim’e doğru yola çıktık. O esnada nasıl heyecanlı olduğumu anlatamam. Didim’e gittiğimizde çok sevdiğim arkadaşım Kayahan’ı göreceğim için mutluydum ama Kayahan’dan daha çok özlediğim başka bir şey daha vardı ve ben onun için heyecandan yerimde duramıyordum: Miletus Antik Tiyatrosu.

Karavanla Ege turu rotası miletus

Genel olarak baktığımda hayatım boyunca tarihe ya da kültürel miraslara çok meraklı bir insan olmadım, hani ancak bir yer ilgimi çekince araştıracak kadar ilgim var diyebilirim. Ama gel gör ki Didim’de içimde bir tapınak, antik kent, amfi tiyatro cümbüşü yaşanıyor. Hatta şehir merkezinde vakit geçirmek ya da manzarası güzel herhangi bir yere gitmek bana sadece vakit kaybı gibi geliyor. Ya Miletus’a gideceğiz, ya Apollon Tapınağı’na gideceğiz ya da Akköy’le Batıköy arasında Büyük Mederes’in Ege’ye bağlandığı harika bir sulak alan var oraya gideceğiz. Bu üç yere gitmek artık benim için Didim’in farzları gibi bir şey oldu. Gidiyoruz, güzel bir köşe buluyoruz, oturuyoruz, sohbet ediyoruz, gün doğumu ya da gün batımı izliyoruz… Nereden baksanız 3-4 saat böyle geçiyor. Neyse bu üç yere duyduğum sevgiyi anlata anlata bitiremeyeceğim konusunda hepimiz hemfikir olduysak karavanla Ege turu rotası anlatmaya devam edebilirim.


Didim’de görülecek tarihi yerleri öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz.


Didim’de karavan ile konaklama

Şehre vardık, arkadaşımızla görüştük, sevdiğim her yeri gezdikten kalacağımız yere bakmak için yola koyulduk. Didim’de hem çadır hem de karavan konaklaması yapabileceğiniz denizin kenarında Tavşanburnu Orman Kampı var. İçeride marketi, büfesi, tuvalet ve duşu olan bu kamp alanının fiyatları da oldukça uygun. Biz de burada kalmayı planlamıştık ama gittiğimizde alanın müthiş derecede dolu olduğunu gördük. Ama dolu derken öyle bir şeyden bahsediyorum ki, hani insanlar buzdolaplarını, çamaşır makinelerini, çanak antenlerini alıp da gelmişler. Öyle bir doluluk.

Karavanla Ege turu rotası tavşanburnu

Hal böyle olunca Tavşanburnu Kamp Alanı’nda konaklamaktan vazgeçtik. Miletus’a geri dönüp geceyi orada geçirmeye karar verdik. Böylece gün doğumunu aşık olduğum antik tiyatronun basamaklarında karşılayabilecektim. (Sabahın köründe daha güvenlik falan gelmemiş oluyor, içeri rahatça girilip çıkılabiliyor.) Üstelik Miletus’un yakınında tuvalet ve çeşme de vardı ki bu karavan yaşamı için bulunmaz bir velinimetti. Miletus’a gitmeden önce şehir merkezine uğrayıp kendimize bir masa almamız gerekti çünkü karavanda henüz bir masamız yoktu ve tek kamp masamızı da arkadaşımıza vermiştik.

Karavan’da ne yiyoruz?

Plastik fakat gururlu masamızı aldıktan sonra Miletus’a gidip akşam yemeğimizi yedik. Genelde arabada nasıl yemek hazırladığımız ve yiyecekleri küçücük dolapta nasıl muhafaza ettiğimiz de çok sorulan sorulardan ikisi. Biz vegan besleniyoruz o yüzden dolapta muhafaza edilmesi gereken çok bir şeyimiz olmuyor. En fazla zeytin, bitkisel süt ve su koyuyoruz. Bir de bol yer olduğu için sebze meyveleri de dolaba atıyoruz.


Kamplarda ve karavanda hazırlayabileceğiniz pratik vegan yemek tarifleri için tıklayın.


Kahvaltılarımız çoğunlukla yulaf, meyve ve kuruyemişten oluşuyor. Diğer öğünlerimizde de sebze yemeklerini, pilav, bulgur gibi yan yiyecekleri ve salata yemeyi tercih ediyoruz. Mesela Miletus’ta akşam yemeğimizde dopdolu bir salataya marketten aldığımız pişmiş Meksika fasülyesini ekledik ve lavaşa sarıp taco niyetine hüplettik. Bu bizim tadına doyamadığımız bir öğündü.

Karavanda yemek pişirmek için ne kullanıyoruz?

Karavanda kullanmak için iki tane ocağımız var. Biri jet boil denen 2 dakikada hızlıca su kaynatan ve içinde yemek yapmanın da mümkün olduğu küçük propan tüplerle çalışan bir ürün. Diğeri de yine propan kartuşla çalışan tek gözlü portatif bir ocak. Bu ikisi bize fazlasıyla yetiyor. Bugüne kadar tencere takımı olarak da yine kamplarda kullanılan portatif ürünleri kullanıyorduk ama bundan sonra ufak bir düdüklü tencere almayı planlıyorum. Düdüklü tencere daha önce hiç aklıma gelmemişti ama teknede Tuğçe sayesinde fark ettim ki, düdüklüde yemek pişirmek bu tarz küçük yaşam alanlarında çok pratik oluyor.

Didim’de karavanla konaklayabileceğiniz alternatif yerler

En son Tavşanburnu kalabalık olduğu için Miletus’ta kalmaya karar verdik demiştim. Ama yemekten sonra arkadaşımızla görüşmek için tekrar merkeze döndük ve geç bir vakte kadar takıldığımız için o kadar yolu geri gitmek istemedik; alternatif bir yer aramaya başladık. (Benim gün doğumu fantezisi de yalan oldu.)

Didim merkezde 2,5 ve 3 isminde iki plaj var. Buralarda park yerleri de olduğu için karavanla konaklamak için oldukça uygun yerler. Biz de gidip baktığımızda birçok araç ve çadır olduğunu gördük. Plajlarda tuvalet de var ama sanırım geceleri kapıları kitleniyor. Biraz insan içinde olduğu için tuvalet işini açıkta halletmek zor ama yakınlarda araçla gidilecek mesafede benzinciler var. Konaklamak için değerlendirebileceğiniz diğer iki yer de Manastır koyu ve İmbat koyu. Bu koylar merkezden biraz uzakta ve yolları gece gitmek için çok belirgin değil. O yüzden karanlık olmadan gidip bakmak lazım.

Biz buraları beğenmediğimiz için Miletus’a giderken gözümüze kestirdiğimiz bir yerde geçirdik geceyi. Tavşanburnu Orman Kamp’ını geçince birkaç kilometre sonra solda yer alan, denizin dibinde ağaçlıklı bir alan görmüştük. Adını bilmediğim bu yerde uyuduk ve sabah aşağıdaki manzarayla uyandık. Eğer önünden geçerseniz neresi olduğunu mutlaka anlarsınız.

Karavanla Ege turu rotası didim

Kuşadası ve Dilek Yarım Adası

Sabah güzel bir deniz manzarasında kahvaltımızı yaptıktan sonra Didim’den ayrıldık ve arkadaşımız Damla’yı görmek üzere Kuşadası’na gittik. Damla ve ailesiyle biraz vakit geçirip bol bol yemek yedikten sonra güneş batmak üzereyken Güzelçamlı Plajı’na gittik ve denize girdik. Plaj son derece büyüktü ve akşam saatlerinde yoğunluk hatrı sayılır derecede azalıyordu. Sahilde denizden çıktıktan sonra tuzlu sudan arınabileceğiniz duşlar da vardı. Fakat tuvalet yoktu; yakınlardaki kafelerin tuvaletlerini kullanıyorlardı.

Denizden çıktıktan sonra Damla ile ertesi gün buluşup Dilek Yarım Adası’na gitmek üzere ayrıldık ve hem karavanla konaklayabileceğimiz hem de yemek yiyebileceğimiz bir yer aramaya başladık. Civarda birkaç kamp alanı bulduk ama bazıları karavan için uygun değildi bazılarını da biz beğenmedik. Karnımız çok acıkınca sokakta bir yere park edip kalırız diye düşünüp kamp alanı arayışını bir kenara bıraktık çünkü ben acıkınca canavara dönüşüyordum.

Kuşadası’nda vegan yiyecek bulmanın hafifliği

Vegan seçenekleri olan bir restoran ararken şans eseri Antilop adında bir yerde falafel gibi şeyler olduğunu görüp hemen içeri daldık. Yemek gerçekten çok lezzetliydi ve fiyatlar da bir tatil beldesine göre oldukça uygundu. Falafel burger, falafel topları (her ikisinin de yanında salata ve patates vardı ve porsiyonlar büyüktü) bir de mojito için 100 TL ödedik.

Kuşadası’nda karavanla konaklama

Yemekten sonra içimize sinen bir sokakta kalmak için tekrar sokak sokak gezmeye başladık. Sonra yine şans eseri Sevgi Plajı’nın yakınlarında sahil kenarında karavanların park ettiği bir yer gördük ve buraya girdik. Nasıl bir yer olduğunu az çok anlamanız için aşağıda fotoğrafını da paylaşıyorum. Fotoğrafı tost makinesiyle çekmedim ama uyku sersemi olduğum için nasıl çıktığına bakmayı atlamışım, idare edin.

Karavanla Ege turu rotası kuşadası karavan kampı

Burası karavancıların gelip konakladığı ücretsiz bir alandı. Daha sonra hemen yan tarafta Gençlik Kampı diye içinde restoran, tuvalet ve duşun olduğu ücretli bir kamp alanı olduğunu da fark ettik ama biz çoktan kurulmuş olduğumuz için geceyi burada geçirdik. Sabah uyandığımızda da ilk iş yürüyerek 30 saniye uzaklıkta olan denize girmek oldu. (Ehehe yürüyerek 30 saniye… Yaşasın karavancılık!)

Karavanla Ege turu boyunca duş ve tuvalet işini nasıl hallettik?

En sık aldığımız soruların başında bu sorunun geldiğini tahmin edersiniz. Açıkçası bu tur boyunca duş almak işin en kolay tarafıydı. Neredeyse her gün denize girdiğimiz için duş hiç sorun olmadı. Hemen hemen bütün plajlarda tatlı su imkanı da vardı ve bu sayede tuzdan da arınabiliyorduk.

Karavanla Ege turu rotası duş almak

Asıl mesele tuvalet ihtiyacını gidermekti. Biz bu konuyu karavanı yaparken pek umursamamıştık ama deneyimleyince durumun sandığımız gibi olmadığını gördük. Eğer ücretli bir kamp alanında kalıyorsanız ya da kaldığınız yer insanlardan uzak bir yerse tuvalet konusunda sorun çıkmıyor ama eğer insanlardan yeterince uzak olmayan bir yerdeyseniz ve civarda arkasına saklanacak herhangi bir şey yoksa ihtiyacınızı doğada gideremiyorsunuz. Bu durumda benzin istasyonları devreye giriyor ve tabii ki turunuz, tuvaletlerinin temizliği tescilli olan Opet’i aramakla geçiyor. Bizimki öyle geçti en azından. Temizlik açısından Opet’in ilk sırada olduğuna şüphe yok. Bazı bölgelerde Shell ve Bp de iyi sayılabilir ama Opet dışındaki yerlerde bu iş kumar oynamaktan farksız. O yüzden Opet’ten şaşmayın. (Ünlü bir ‘arabasında tuvaleti olmayan karavancı’ tavsiyesi)

Dilek Yarım Adası ve harika koyları

Karavanla Ege turu rotası boyunca uğradığımız en güzel yerlerden biri de Dilek Yarım Adası’ydı. Kuşadası’ndaki ikinci günümüzde burayı ziyaret ettik. Dilek Yarım Adası Milli Parkı’na girişler ücretli. İçeride kamp yapmak ve herhangi bir şekilde ateş yakmak kesinlikle yasak. Sanırım beş buçuk – altı civarında milli park kapanıyor. Parktaki tüm koylarda tuvalet, duş gibi imkanlar mevcut. Deniz bazı alanlarda taşlık olduğu için yanınızda deniz ayakkabısı bulundurmakta fayda var.

Karavanla Ege turu rotası kuşadası

Doğası harika, koyları muazzam güzellikte bir yer Dilek Yarım Adası. İlk birkaç koy son derece kalabalık ama sonraki koylarda biraz daha sakin bir ortam bulmak mümkün. Biz de sabah saatlerinde diğerlerine nazaran oldukça sakin olan Kalamaki Plajı’nda durduk. Burası da öğleden sonra epey kalabalıklaştı ve rahatsız olup İzmir’e doğru yola çıkmaya karar verdik.

İzmir çok nemli

İzmir ile ilgili attığım bu başlık duygularımı net olarak ifade ediyordur diye tahmin ediyorum. Artık küresel ısınmadan mı bilmiyorum İzmir öyle bir ısınmış ki böyle bir sıcaklığı en son üç sene önce Hindistan’da deneyimlemiştim. Tüm nemine rağmen karavanla Ege turu rotasında İzmir’de gezmek istediğim çok fazla yer vardı. Özellikle geçtiğimiz senelerde Doğaya Dönüş Kampları için uzun uzun deniz kenarında kamp alanı aramış fakat içimize sinen bir yer bulamamıştık. Bu defa karavanla Ege turu rotası boyunca Seferihisar’dan başlayıp Çeşme, Karaburun, Mordoğan şeridinde gezip, göze güzel gelen ücretli veya ücretsiz kamp alanlarını bulmayı çok istemiştik.

Karavanla Ege turu rotası

Ama yazının ilk başında belirttiğim twitter kazanına düştüğüm için bu rotayı yapmaktan vazgeçtik. Aslında biz karavanda kaldığımız için insanlarla temasımız yok denecek kadar azdı ama nereden baksak üç günde bir markete gidiyorduk ve benzin istasyonlarının tuvaletlerini ya da kamp alanlarının umumi tuvaletleri kullanıyorduk. Çok dikkat ediyor ve dezenfektanımı elimden düşürmüyor olsam da korku bir kere içime yerleşince risk almak istemedim. Bir de muhtemelen teknede yediğimiz rüzgar yüzünden ve sürekli yer değiştirdiğimiz için hava değişiminden kaynaklı arada bir ufak ufak öksürüyor olmamın da tribe girmemde etkisi oldu.

Bu sebeple iki gün Tuğçe’nin evine misafir olup bilgisayardaki işlerimizi hallettik ve aradaki yerleri es geçerek Göztepe’de canım arkadaşım Şeyda’nın işlettiği ve yakın zamanda menüsüne vegan alternatifler de eklenen Carleston Cake & More’u ziyaret ettikten sonra Çanakkale’ye doğru yola çıktık. (Bu cümle hayatımda kurduğum en uzun anlamlı cümlelerden biri olarak kayıtlara geçsin.)

Karavan için internet çözümleri

Hazır yeri gelmişken karavanda internet işini nasıl çözdüğümüzü de açıklayayım. Normalde bizim karavanda internetimiz var ama bu turun bu kadar uzun süreceğini planlamadığımız için yanımıza almamıştık. O nedenle bilgisayardaki bazı işlerimizi halletmek için İzmir’e Tuğçelerin evine gelmiştik.

Tüm işlerini online platformlarda yöneten freelancerlar olarak internet konusu bizim için en başından beri çok önemliydi. O yüzden herhangi bir alt yapıya ihtiyaç duymayan taşınabilir araçlar kullanmamız gerekiyordu. Vınn tarzı ürünlerde kota sınırı olduğu için Superbox almayı tercih etttik. Superbox’ı arabada çakmak girişinde; evde de normal prizde rahatlıkla kullanabiliyoruz ve şimdilik gayet memnunuz.

Çanakkale’de denizin kenarında keyifli bir kamp

Çanakkale’de uğramak istediğimiz iki yer vardı. Biri Selçuk’un gidip çok beğendiği ve bana da göstermek için uzun zamandır beklediği bir kamp alanıydı, diğeri de orgonitler yapan bir arkadaşımızdı. İlk durağımız Ezine’de Tavaklı İskelesi tarafında yer alan Agora Tatil Durağı kamp alanı oldu.

Burada denizin kıyısında sakin ve keyifli iki gün geçirdik. Akşamları sahilde gün batımını; geceleri şezlonglara uzanıp yıldızları izledik. Buradaki konaklamamız her açıdan tatmin edici oldu bizim için ve twitter yüzünden yaşadığım gerginliğin bir nebze de olsa azalmasını sağladı. Zaten gece yıldızları izleyip de hala gergin kalabilmek de pek mümkün olmasa gerek.


Agora Tatil Durağı Kamp Alanı hakkında ayrıntılı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


Çanakkale’de ikinci durağımızsa, doğada bulduğu değerli taşlardan ortamın enerjisini dengeleyen el yapımı orgonitler üreten Corgonits’tı. Bu orgonitlerin bu enerjiyi nasıl yaydıklarına kafam bir türlü basmıyor ama gerçekten elinizde tuttuğunuzda bir çeşit frekansa sahip olduğunu anlıyorsunuz. Bunun dışında dizaynları da gerçekten çok büyüleyici. Bileklik, kolye ya da ev dekoru olarak da kullanılabiliyorlar. Eğer merak ederseniz @Corgonites instagram hesabına göz atabilirsiniz.

Bozcaada’yı rotanıza ekleyin!

Çanakkale’de bir gün kaldıktan sonra Bozcaada’ya uğramayı çok istedik ama içimi kaplayan koronavirüs endişesi yüzünden ondan da vazgeçtik. Şimdiki aklım olsaydı kesinlikle Bozcaada’yı es geçmezdim ama olan oldu. Her işte bir hayır vardır diyerek kendimi teselli ediyorum. Ama önümüzdeki günlerde pandeminin durumuna da bağlı olarak, karavanla Ege turu rotası devamı niteliğinde Bozcaada’da 1-2 hafta kalmayı planladığımız bir plan yapıyoruz.

Geçen sene Bozcaada’da üç gün geçirmiştik ve çok keyif almıştık. Eğer siz Ege rotanıza Bozcaada’yı eklerseniz -ki bence kesinlikle eklemelisiniz- “Bozcaada’da Gezilecek Yerler” yazısından bölgedeki kamp yerleri, denize girilecek koylar ve yapılacak şeyler hakkında bilgi alabilirsiniz.

Bozcaada'da görülecek yerler

Eveeet. Yazının “bu yazı ne zaman bitecek ulan!” diyenler için en güzel kısmına; “ya bitmesin ne güzel hikaye dinliyorduk” diyenler için ise en üzücü kısmına geldik. Karavanla Ege turu rotası yazısı burada bitiyor. Zaten biraz daha uzatırsam blog yazısı değil karavanla Ege turu rotası destanı olacaktı.

Yazıda tur boyunca gelen sorulara ve deneyimlerimize elimden geldiğince cevap vermeye çalıştım. Atladığım bir yer varsa, sorularınızı yorumlar kısmından iletebilirsiniz.

Karavanla Ege Turu Rotasında 1 Gün


Eğer yazdığım yazılardan haftalık olarak haberdar olmak isterseniz yukarıdaki görsele tıklayarak haftalık bültene abone olabilirsiniz. Spam mail göndermem, size bir şey satmaya çalışmam, herhangi bir ücret ödemeniz gerekmez. Basitçe o hafta blogda yazılan yazılar otomatik olarak mail adresinize gönderilir. Mailler bazen spam klasörünüze düşebilir, bu durumda spam klasörünüze bakmanız gerekir. Abone olanları öpüyor, haftalık bültenlerde görüşmek üzere diyorum.