Ben Kimim?

Melike Dede

Yolculuklarımı takip eden arkadaşlarımın son zamanlarda en sık sorduğu sorulardan bir tanesi de kim olduğumla ilgiliydi. Çok fazla mesaj gelince onca zamandır hiç kendimden bahsetmediğimi fark ettim. Aslında normalde bu yazıyı bir iki hafta önce yayınlamış olmam gerekiyordu ama insanın kendisi hakkında bir şeyler yazması sandığımdan daha zormuş. O yüzden kendimi dilim döndüğünce anlatmaya çalıştığım bu yazıyı söz verdiğim tarihten biraz daha geç paylaşıyorum. Evet, bu kız kimdir, nedir, ne değildir hep birlikte görelim. Eklemek istediği şeyler olan varsa onları da yorumlara alalım.

Kimim?

Ben Melike. Şimdiye kadar yaklaşık 9.400’e yakın gün doğumu gördüm. Yani bizim dilimlere böldüğümüz zamana göre 26 yaşında oluyorum. Yaşın sadece bir illüzyon olduğunu düşünenlerdenim. Çoğu arkadaşımın somut bilgi istediğini bildiğim için aslında ne bana ne de büyük ihimalle başkasına bir anlam ifade etmeyen bir iki şeyden daha bahsetmeliyim sanırım. 6 Mayıs 1991 tarihinde Karadeniz Ereğli’de doğdum. Evet, burcum boğa. Doğum saatim hakkında ailede fikir ayrılıkları olduğu için yükselenimin ne olduğundan emin değilim. Sabah 6’da doğduğumu iddia edenler olduğu gibi doğumun öğlen 11’de, hatta akşam 5’te gerçekleştiğini söyleyenler de var.

Doğum yerim sizi yanıltmasın. Hayatımın neredeyse tamamı Sakarya adını verdiğimiz dünyanın bir numaralı turizm cennetinde geçti. Turizm cenneti diyorum çünkü tamamen uyduruyorum. İlkokulu, ortaokulu ve hatta şaşıracaksınız ama liseyi burada bitirdim. Üniversite eğitimime İstanbul’da, reklam olmaması açısından ismini vermek istemediğim özel bir üniversitede yarı burslu olarak devam ettim. Okuduğum bölümün hukuk olması notlarımın iyi olmasıyla birleşince bu durum ailedeki ve yakın çevredeki beklentilerin artmasına sebep oldu. Yakın çevresi tarafından gazlanan masum bir üniversite öğrencisinin kendisine kariyer planları yapması da gecikmedi tabii.

Üniversiteyi bitirmek üzereyken, son finallerimi verdiğim hafta, Galatasaray Üniversitesi’nin yükseklisans sınavlarına 3 gün gibi kısa bir sürede hazırlandım. Ama ne hazırlanma. Patlamaya hazır bir bomba gibiydim. Ağzımı her açtığımda hukuki bir bilgi vermeden kapatamıyordum. Ezbere bildiğim bütün doktrinler rüyalarıma giriyordu. Ama evren bir kez daha ağlarını ördü ve sınav sorularına bilinçli bir şekilde hayatımın en denyo cevaplarını vererek elendim. Mülakattan çıktığımda Beşiktaş’ta Uğur Mumcu Parkı’na gidip saatlerce ağladığımı ve peçeteci küçük bir kızla evsiz bir amcanın beni teselli ettiğini hatırlıyorum. Bu olay da hayatımın en güzel dönüm noktalarından biri olarak kayıtlara geçmiş oldu.

 Çalışma Hayatım

Ardından stajımı bitirmek için özel bir büroda çalışmaya başladım. Şans bu ya, okurken en sevmediğim ve edindiğim bilgilerin gerçek hayatta işime yaramamasını umduğum bir alanda  1,5 sene çalıştım. Ama çalıştığım yeri çok sevdiğim için hayatımın en güzel deneyimlerinden birini yaşama fırsatım oldu. Çalışırken Almanya’da yüksek lisans yapmak için başvurular yaptım ve 2 okuldan kabul aldım. Nasıl oldu bilmiyorum, iş ciddiye binip de ben Almanya’da kalacak yer araştırmaya başladığımda planlarımı tekrar gözden geçirmeye karar verdim ve kısa bir süre sonra gerçekten istediğim şeyin bu olmadığını anladım. Ne kadar şanslıyım ki gerçekten ne istiyor olabileceğimi geç olmadan fark ettim. İşte yaşadığım bir diğer dönüm noktası buralarda bir yerlerde yer alıyor. Hayatımın gidişatını değiştirebilecek cesareti kendimde bulduğumdaysa bu yolculuğa çıkmaya karar verdim. Gerisini biliyorsunuz zaten. Bilmeyenler de karar verme sürecimi buradan okuyabilirler.

Yola çıkmanın verdiğim en güzel kararlardan biri olduğunu söyleyebilirim. Bu süreçte imkansız olduğunu düşündüğüm birçok şeyin aslında ne kadar kolay olduğunu gördüm. Asla yapamam dediğim şeyleri yapabileceğimi fark ettim. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek yeni bakış açıları öğrendim. Yüzlerce insan tanıdım. Ve hepsinden önemlisi sevginin gücüne binlerce defa şahit oldum. Bundan sonra da sağlığım olduğu müddetçe, bisikletle, arabayla, karavanla, otostopla, yürüyerek, koşarak, yurtiçinde veya yurtdışında kısacası canım nasıl ve nerede isterse ve evren ne şekilde deneyimlememi arzularsa öyle gezmeye devam edeceğim.

melike dede

Neden vejetaryenim?

Hayvanların yaşam haklarına saygı duyuyorum. Endüstrinin kölesi haline gelmelerine karşı olduğum için onları yemiyorum ve elimden geldiğince hayvansal ürünler tüketmemeye çalışıyorum. Aynı şekilde bir ürün alacağım zaman beş dakikamı ayırıp içeriklerini okuyorum, hayvansal içerik barındıran ve hayvanlar üzerinde denenmiş ürünler kullanmıyorum. Bunu neden yaptığımı soranlara basitçe empati yaptığımı söylüyorum.

Benim bir seçim hakkım var ve ben bu seçimimi sinir sistemleri olmadığı için acı çekmediğini bildiğim bitkileri tüketmekten yana kullanıyorum. Bunun yanında sadece hayvanlar değil bitkilere karşı yapılan sömürüye de karşıyım. Dalından ihtiyaç olmamasına rağmen koparılan çiçekler, yapılan buketler, toprağından ayrılan her türlü bitki doğa kıyımının insan bazında vuku bulmuş şekli bana göre.

Kısaca

Hayatımın büyük bir kısmını dünyadaki tüm canlılara dokunup adaleti ve sevgiyi getirecek sihirli bir değneğin varlığına inanarak geçirdim. Sonradan fark ettim ki aslında o değnek hepimizin elindeymiş. Bir yerde denk geldiğim “Görmek istediğin değişime kendinden başla” sözünün hayatımın en etkili dönüm noktalarından biri olduğunu söylersem abartmış olmam. Kendimi değiştirmenin etrafıma dokunuşlarımda nasıl bir fark yarattığına şahit oldum. Hala da olmaya devam ediyorum. Hayatımı basit bir felsefe üzerine kurmaya çalışıyorum. Minimal yaşamaya, ihtiyacımdan fazlasını tüketmemeye, mümkün olduğunca az yargılayıp çok sevmeye çalıştığım kendi çapımda bir hayat görüşüm var. Evrene verebildiğim en az zararı vermek de sevdaya dahil.