Jean-Marc Vallée kuvvetli bir anlatım gücüyle, bizleri zengin bir olay örgüsünden ziyade, sağlam karakter sunumlarının bulunduğu ve çıkış noktasına asla ihanet etmeyen bir filme davet ediyor. Film dram olarak tarif edilse de, türü yalnızca dramla sınırlandırmak haksızlık olur. Çünkü eşini kaybeden bir adamın, sahip olduğu ruhsuz hayatı sorgulamaya önce kendisinden başlaması, yalın bir dille anlatılmaktan oldukça uzak. Yer yer kara mizah, yer yer romantizm öğeleri barındırmakla beraber, dozunu kaybedecek seviyede absürt kesitler sunmaktan da çekinmeyecek kadar cesur bir drama filmi. Realist gözlüklerini takarak film seyretmeye alışkın olan seyircilerin, “Bu kadarı da anlamsız. Abartılı olmuş” diyeceği kadar geniş ve hiç çekimser olmayan sahneler de mevcut filmde. Peki. Asıl soruya gelirsek, bu filmi izlememek bir kayıp mıdır? Cevabım çok kesin ve net. Kişiye göre değişir. Çünkü hedeflediği izleyici kitlesini çok önceden belirlemiş, doygun bir filmle karşı karşıyayız. Söz konusu kişi ben isem, uzun süre hafızamda tutacağıma söz verdiğim filmlerden birisi olduğunu peşinen söyleyebilirim. Çünkü…

“Şampiyon otomat şirketi. 714 numaralı otomatınıza tam iki tane çeyreklik attım ama şekerlemeyi vermedi. Bu üzücüydü çünkü oldukça acıkmıştım. Bir de karımı on dakika önce kaybetmiştim” diye başlayan ve Davis’in, adeta onu demir parmaklıkların arasına gömen tüm hayatını uzun uzun anlattığı şikâyet mektubuyla başlar asıl hikâye. Ve tabi okuyucusunu da bulur. O dakikadan sonra söylemeye alıştığı yalanlardan bir bir kurtulur Davis. Ve herkese, her şeyi itiraf etmekle ağırlıklarından kurtulur. Ölen karısını sevmediğini söyleyebilecek kadar da dürüsttür üstelik. Filmin sonunda karısının da onu değil, bir başkasını sevdiğini öğrenmesi, bu yüzden rahatlatıcı gelecektir onun için.

Yeniden Başla Film İncelemesi

Sonra kayınpederinin sözleri aydınlanma sürecini başlatır. Bu, aynı zamanda filmin de temel dokusunu oluşturacaktır. “Bir şeyi onaracaksan, o şeyi önce parçalarına ayırmalısın. Sonunda o şeyi, yani seni güçlendiren asıl şeyi bulabilirsin. Bir insanın kalbini onarmak, otomobil onarmaya benzer. Onun her şeyini incelemelisin. Sonra da hepsini tekrar birleştirebilirsin.” İşte Davis, film boyunca tam da bunu yapar. Evini, eşyalarını, ofisini parçalara ayırırken, kalbini de bir kenarda bırakmaz. Hepsini parçalara ayırır. Ama birleştirmez. Bize sadece hayalini kurmayı bırakır film bu noktada. Bir sonraki aşamada, en çok yapmak istediği şey olan, herkesten hızlı koşmayı bile son sahneye bırakır yönetmen. Ve bizden istediği, Davis’in o güçlü parçaya ulaştığını bilmemiz ve gözlerimizi kapatıp tebessüm etmemizdir yalnızca.

Filmin diğer güçlü karakteri Karen ise kapalı bir kutu gibi. Kısa mesafelerde inanılmaz yol alıyor izleyici karşısında. Naomi Watts’ın hayat verdiği Karen, yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla ve eksik bıraktıklarıyla göz dolduran bir karakter. Onu değerli kılan şey de bu. Davis sayesinde o da kendi hayatını gözden geçirmeye başlıyor. Karısı yeni ölen bir adama yardımcı olduğunu varsayarken, kendi yaşamındaki eksik parçaları tamamlamaya uğraştığını naif bir dille anlatıyor yönetmen.

Filme damgasını vuran birkaç konuşmayı da es geçemeyeceğim tabi. Yine kayınpederi ile yaptığı konuşma sırasında Davis’in işittiği cümle, filmin sonunda onlar için hazırladığı güzel sürprizin hazırlayıcısı oluyor. “Karısını kaybeden adam dul olur. Ailesini kaybeden çocuk öksüz olur. Ama evladını kaybetmek sözün bittiği yerdir, öyle de olmalıdır.” Belki de filmin de üzerine çıkabilecek bu cümlenin araya sıkıştırılması, Davis’in ruhsal yansımalarını korumak içindi muhtemelen. Fakat biraz daha vurgu yapılsaydı, filmdeki dram tonları en az iki kat koyulaşırdı.

Yeniden Başla Film İncelemesi

Diğer bir noktada, “Onu kaybettikten sonra her şey bir metafor haline geldi” diyen Davis’in rüyasında duyduğu ses te, en az Davis kadar dürüsttür: “Bana dokunduğunda çığlık atmak istiyorum. Çünkü biri bana meydan okumayalı uzun zaman oldu.” Davis’i anlamak ve aldığı radikal kararları belli bir zemine oturtabilmek için, minik bir ipucu niteliğindeydi bu cümleler.

Özetle, “Yeniden Başla”, yenilgiyi alışkanlık haline getirenler için değil; kazanırken, nasıl ve neden kazandığını bir türlü fark edemeyenler için içsel bir yolculuk kıvamında. Özellikle başrol oyuncuları Jake Gyllenhaal ile Naomi Watts’ın üstün performanslarını seyredebilmek için muhakkak birden fazla kez izleyeceğim, eskimeyen filmler listemdeki yerini aldı bile. Naçizane önerimdir. İlave not: “La boheme”, filmin üzerine giydiği ve hiç çıkartmaması gereken bir elbise gibi durmuş.

Yeniden Başla Film İncelemesi

Yeniden Başla film incelemesi hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Sitedeki tüm film tavsiyelerine “Film Tavsiyeleri” kategorisinden ulaşabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: