Mahsa Torabi: İran’ın Fark Yaratan Kadın Hakları Savunucusu

Aslında bu yazıyı kadınlar gününde yayınlamak istiyorduk ama bazı teknik aksaklıklar nedeniyle bugüne kaldı. İran’da kaldığımız süre boyunca birbirinden güzel insanlar tanıdık. Bu insanlar arasında dünyayı değiştirmeye çalışan, kendine duyduğu inançla kimseye minnet etmeden fark yaratanlardan birini tanıma fırsatımız oldu. Size attığı adımlarla dünyanın daha güzel bir yer olmasına katkıda bulunan bir kadından bahsetmek istiyoruz. İran “I Run Iran” ismindeki ilk maratonuna ev sahipliği yaptığında ne yazık ki İranlı kadınların yarışa katılma şansı yoktu. Belki aranızda daha önce ismini duyanlar olmuştur. Mahsa Torabi bu yasağa rağmen koşup yarışı tamamladı.

Mahsa şu an Free To Run organizasyonunun İran elçisi. Kendisi koşucu, bisikletçi ve dağcı. Yaşadığı ülkede, baskılara rağmen bunları yapabilen bir avuç kadından biri ve başka kadınların da hayata katılabilmesi, aynı imkanlardan faydalanabilmesi için elinden geleni yapıyor. Kendine olan inancı ve inandığı şeye verdiği emek sayesinde kadın hakları konusundaki çalışmalarını farklı alanlarda da sürdürüyor ve onlarca kadına destek olup, güç veriyor.

Biz Mahsa’yla Tahran’da bizi misafir eden arkadaşımız Ensie’nin daveti üzerine katıldığımız Damavand Dağcılık ve Bisiklet Klubünün toplantısında tanışma fırsatı yakaladık. Şansımıza sorularımıza cevap vermeyi de kabul etti. Belki birilerine ışık olur, umut verir diye merak ettiklerimizi sorduk.

Merhaba Mahsa, bize biraz kendinden bahseder misin?

İsmim Mahsa Torabi. 43 yaşındayım. (En fazla 30 görünüyor!) En büyük hobim spor yapmak. Dağ ve kaya tırmanışlarına 40 yaşında başladım. Ayrıca bisikletçiyim. İlk bisiklet turumu 12 sene önce İran’da hiçbir kadının bisiklet süremediği zamanlarda yaptım.

Şu anda İpek Yolu ile ilgili bir proje hakkında çalıştığını duydum. Bize biraz bundan bahseder misin? Neden İpek Yolunu seçtin?

Evet. Alireza ile birlikte İpek Yolu hakkında bir proje yürütüyoruz. Belgesel diyebiliriz. İpek Yolu’nun bağlantılarını tespit ediyoruz ve GPS’e kaydediyoruz. Şimdiye kadar kaşık, taker gibi birçok tarihi şey bulduk. Şu an İran’da tek bir kısım kaldı. Onu da bitirdiğimizde diğer ülkelerdeki kısımlara geçeceğiz.

İpek Yolu’nu seçtim çünkü bu benim çocukluk hayalimdi. Çocukken babama gidip “Babacığım ben Marco Polo olacağım!” demiştim. Babam aslında bir markette çalışıyordu ama aynı zamanda çiftçiydi. Çiftliğimizde hep İpek Yolu’ndan bahsederek büyüdük. Televizyonda Marco Polo’yu izlediğimde onun da İpek Yolu’nda seyahat ettiğini anladım ve hemen anneme koşup “Anne, bana Marco Polo’nun giydiği gibi bir elbise lazım” dedim. Annem de bana onunkine benzer bir elbise dikti. O günden sonra hep Marco Polo’culuk oynamaya başladım. 

Peki büyüyünce ne oldu?

Okulu bitirdikten sonra Tahran’a geldim ve işe girdim. Çalışarak geçen bir süre sonra bunun istediğim, ihtiyacım olan şey olmadığını anladım. Evet bir işim vardı ve para kazanıyordum ama bu beni tatmin etmiyordu. Kendimi düşünmeye başladım. O zamana kadar hep çalışmıştım. Hem ofiste hem evde sürekli çalışıyordum. Sonra durup çocukluğuma döndüm ve Marco Polo olmak istediğimi hatırladım!

Sonra ne yaptın?

Bir bisiklet dükkanına gittim ve bir bisiklet aldım. Satış görevlisi bisikletimi eve kolayca taşıyabilmem için bana bir taksi çağırabileceğini söyledi. Şaşırdım ve ona bisikleti süreceğimi söyledim. “Hayır, kadın olarak bisiklet sürmen iyi bir şey değil” diye cevap verdi. Bisikleti sürmek için aldığımı söyledim ve dükkandan eve kadar bisikletimle gittim.

Hatırladığım kadarıyla bisikletimi Pazartesi günü almıştım ve o Cuma günü tura çıktım. Gittiğim şehir çok uzak değildi. Tahran’dan 40 km uzaklıktaydı. Şehre girdiğimde polis beni durdurdu. Yabancı olduğumu zannettiler ve beni polis merkezine götürdüler. Orada İngilizce bilen bir asker gelip benimle konuşmaya başladı. Bir süre sonra nereli olduğumu sorunca İran diye cevap verdim. “Madem İranlısın neden İngilizce konuşuyorsun?” diye şaşırdı. “Çünkü sen İngilizce konuştun” diye cevap verdim.

Seni neden durdurdular ki?

Çünkü burası küçük ve dindar bir şehirdi. Ayrıca şehirde başka ülkelerden gelen çok fazla mülteci olduğu için biraz tehlikeli sayılabilirdi. Polisler bana Tahran’a geri dönmemi söylediler. Peki dedim ve sürmeye başladım. Bir süre beni takip ettiler. Bir yerden sonra artık takip edilmediğimi fark edince hemen görmek istediğim tarihi yerlere doğru sürdüm. Buraları gezdikten sonra şehre geri döndüğümde polisler beni tekrar gördü ve yine polis merkezine götürdüler. Onlara eğer bisikletime zarar verirlerse Tahran’daki gazeteleri arayacağımı söyledim. Bisikletime zarar vermek istemediklerini sadece bisiklet sürmeyeceğime dair onlara söz vermemi istediler. Tabi ki “Hayır, bisiklet süreceğim. Ayrıca bisiklet federasyonundan aldığım kartım var, iznim var, beni durduramazsınız” dedim.

Kadınlar için diğer şehirlerde bisiklet sürmek yasak mı? Yani demek istediğim neden bisiklet federasyonundan aldığın bir izne ihtiyacın var?

Şahsen benim izne ihtiyacım yok. İstediğim her yere gidebilirim. Ama asıl istediğim şey diğer kadınların da bunu yapabilmeleri için önlerini açmak. Bisiklet sürmek veya başka bir şehre gitmek yasak değil ama insanlar bunu anormal karşılıyor. Hatta bisiklet federasyonu bile. Bisiklet federasyonuna gidip lisans almak istediğimi söylediğimde kadınların başka şehirlere tura gitmelerinin yasak olduğunu söylediler. Lisansımı almak için pazarlık yaptım ve bu 3 ay sürdü. Yollarda kadın olarak yalnız olmanın, çadırda uyumanın tehlikeli olduğunu düşünüyorlar. 3 ayın ardından benim için bir lisans düzenlediler ve varsa kadın arkadaşlarıma söylememi, artık kadınlar için de lisans düzenleyeceklerini belirttiler. Lisansımı aldıktan sonra İran’da bisiklet turları yapmaya başladım.

Peki ya koşu? Kadınların maratonlara kabul edilmesinde çok önemli bir rol oynadın. Hatta, kadınların koşmasının yasak olduğu bir maraton koştun. Bize biraz anlatır mısın?

Evet. Aslında ben koşmaya bu sene başladım ve profesyonel bir koşucu değilim. Maratona katıldığımda koşmuyordum. Sadece katılmak isteyen kadınların önünü açmak için koştum. 

Bu ülkemizde düzenlenen ilk maratondu ve ne yazık ki kadınlar kabul edilmiyordu. Sadece İranlı kadınlar da değil, diğer ülkelerdeki kadınların katılması da yasaktı. Dünyanın her yerinden arkadaşlarım arayıp bir şeyler yapmamı, yarışa katılmak istediklerini söylediler. Yarışı organize eden kişi, Sebastian, İranlı değildi. Sebastian’a yazıp kadınların da yarışması için onay vermesini istedim. Bana sorunun onunla alakalı olmadığını, İranlı yetkililerin kadınların yarışmasına izin vermediklerini ve bu yüzden izin alamadığını söyledi. İran’daki yetkili yerleri arayarak durumu konuşmak istediğimde bana “Sen yaşadığın ülkenin İran olduğunun farkında değilsin herhalde.” dediler.

Biiskletle ilk tura çıkmak istediğimde de bana bunu yapamayacağımı söylemişlerdi. Ama yapıyorum. Aynı şeyi koşmak için de yapabileceğimi düşündüm. 1 ay sonra Sebastian beni arayıp yardımıma ihtiyacı olduğunu çünkü bu sefer sadece kadınlar değil erkeklerin de yarışamayacağını çünkü yetkililerin bu sefer de koşunun düzenlenmesine izin vermediklerini söyledi. Ona yardım etmek için İran acentası gibi bir şey oldum. Arkadaşım Ali Rıza ile birlikde federasyonla konuyla ilgili iletişime geçtik ve bir ay boyunca neredeyse her gün yanlarına gittik. Çünkü bu bizim için ve ülkemiz için önemliydi. Yetkililere de onlarca insanın ülkemize geleceğini, bu yarışın İran için önemli olduğunu söyledik. Nihayetinde koşunun düzenlenmesine izin verdiler ve bir anlaşma imzaladık. Fakat kadınların yarışmasına izin vermediler. Çünkü hava çok sıcak olacağı için kadınların koşuda sıcaklayıp baş örtülerini çıkaracağını düşündüler.

Koşudan üç gün önce Şiraz’a gittik. Her şey hazırdı. Federasyon yetkilisi de yanımıza geldi. Bize “Kusura bakmayın, artık burada koşu düzenleyemezsiniz” dedi. Şok olduk. Çünkü her şey hazırdı. Bütün düzenlemeler yapılmıştı. Dünyanın her yerinden onlarca insan koşuya katılacaktı ve nerendeyse Şiraz’daki bütün oteller doludyu. Federasyon yetkilisine şimdiye kadar pek çok kez yarışı değiştirdiklerini, sorun çıkarmadığımızı ama bunun kabul edilebilir olmadığını, anlaşmamız olduğunu söyledim.

Sabah yarış başlamadan 2 saat önce yarışın başlayacağı başlangıç noktasına gittim ve koşmaya başladım. Galiba saat sabah 5’ti. Koşarken beni bazı yetkililer gördü ve durdurup neden koştuğumu sordular. Onlara sadece kendim için koştuğumu, kendimi test ettiğimi, maraton için koşmadığımı zaten maratonun daha başlamadığını söyledim. Son derece sakin ve kibardım. Bana yiyecek ve su verdiler. 1 saat sonra gitmeme izin verdiler. Polis beni durdurduğunda onlarla kesinlikle tartışmıyorum. Her söylediklerine evet diyip sorun çıkarmamaya çalışıyorum ve kibarca ne düşündüğümü anlatıyorum. Çünkü kavga etmenin hiç kimseye bir faydası olmayacak. Eğer kavga edersem kadınlar için açmak istediğim o yolu asla açamam.

Peki ama neden seni 1 saat beklettiler?

Çünkü ben koşarken birçok kamera beni takip ediyordu. Herkes fotoğraf ve vide çekiyordu. İnsanların bunu fotoğraflamasını istemediler. Ama başarılı oldukları söylenemez çünkü internette her yerde koşarken fotoğrafım var. BBC de dahil birçok yerde de haber oldu.  

Hakkında bu kadar çok haber çıkınca ülkende hiç sorun yaşadın mı?

BBC’nin haberinden sonra hükümete ait gazetelerden biri benimle röportaj yapmak istedi. Ben de neden olmasın diyerek kabul ettim. Bana neden koştuğumu, hükümeti protesto edip etmediğimi sordular. Hükümeti protesto etmediğimi sadece barış için ve dünyaya Müslüman bir kadının 42 kilometre koşabileceğini göstermek için koştuğumu söyledim.

Öte yandan Kanada’dan, Almanya’dan ve Fransa’dan arkadaşlarım koşmamı mutlulukla karşıladılar ve yaratabileceği fark için çok heyecanlandılar. Bazıları beni İran’ın Katherine’i olarak çağırmaya başladı. (Kathrine Switzer, Boston Maratonu’nda koşan ilk kadın)

freetorun

Peki bu maratondan sonra ne oldu? İran’da kadınlar artık maraton koşabiliyor mu? 

Bu maratondan sonra yine İran’da ilk defa düzenlenen bir ultra maratona katıldım. Maratonu organize eden kişi İtalyandı ve kadınların yarışa katılması için izin almayı başarmıştı. Ne yazık ki yarışa katılan tek İranlı kadın bendim. Çünkü ultra maraton ülkemizde çok alışıldık bir şey değil. Yarış dünyanın en sıcak noktasındaydı ve 250 kilometreydi.

Bunun dışında bir keresinde Dünya Barış Günü için Tahran’daki Savaş Müzesi’nde başlayıp Barış Müzesi’nde son bulan 12 kilometrelik bir yarış düzenlemek istedim. İzin almak için 15 yere 15 ayrı dilekçe yazdım ama kimse cevap vermedi. Savaş Müzesi’nin müdürüne gittim ve ona konudan bahsettim. Daha önce yazdığımı ama kimsenin geri dönmediğini de ekledim. Ne istediğimi sordular. Barış gününde kadınlar ve erkekler olarak omuz omuza koşmak istediğimizi söyledim. Kabul ettiler. İzin alınca iki gün sonra bu rotada koştuk. Bunun sonrasında yine hem kadınların hem de erkeklerin katılabildiği başka bir yarış daha düzenledik. Şimdi de buz üzerinde koşmak için bir başka yarış düzenleyeceğiz.

Yaptığın şeyler ilham veriyor. Dünyada kadın haklarını savunmasına rağmen aktif olarak pek bir şey yapamayan onlarca kadın var. Çünkü aslında çoğumuz içten içe bir korku yaşıyoruz. Sen hiç korkmuyor musun? Ne bileyim mesela hapse atılmaktan?

Aslında hapse düşmeyi hiç düşünmedim bile. Çünkü ben asla savaşmıyorum. Polisle ve fikirlerimi sevmeyen herkesle sakince ve kibarca konuşuyorum. Onları anlamaya çalışıyorum ve sorun çıkarmadan kendimi ifade ediyorum.

Seni destekleyen binlerce arkadaşın olduğunu biliyorum. Biliyorsun aile biraz daha korumacı olan taraf olmuştur her zaman. Ailen yaptıkların hakkında ne düşünüyor?

Maraton koştuktan sonra babam beni aradı ve tebrik etti. Babam beni her zaman desteklemiştir. Hayalimden bahsetmiştim. Hayalimi gerçekleştirmek için gidip bisikletimi aldığımda babam da bisikletim için bir sürü şey alıp gelmişti.

Kendini feminist olarak görüyor musun?

Aslına bakarsan hayır. Ben bir feminist değilim. Ben sadece eşitlik için çalışıyorum.

Kadın haklarıyla ilgili başka alanlarda da çalıştığını ve bunun için diğer ülkeleri de ziyaret ettiğini duydum. Neler yapıyorsun?

Evet. Birlikte çalıştığımız bazı arkadaşlarım bana Afganistan’da kadınların günlük hayatlarında ne gibi zorluklar yaşadığından bahsedip oraya gitmemi istediler. Çünkü Afganistan ile dillerimiz aynı. Ve bu onlara yardım edebilmemiz için önemli bir etken. Bunları duyunca tabi ki gidip kadınları cesaretlendirmeyi, bilinçlendirmeyi istedim. Afganistan’daki bazı gençler kadın hakları konusunda yapılanları protesto etmek için sokağa gitmek istiyorlar fakat Afganistan’ın durumu düşünüldüğünde bu çok tehlikeli. Onlara yazdım ve protesto etmek için sokaklara gitmelerinin tehlikeli olduğunu, bu şekilde hiçbir şeyi değiştiremeyeceklerini, eğer değişiklik istiyorlarsa eğitimlerine devam etmeleri gerektiğini anlattım. Afganistan’a gittiğimde kadınlara dağcılık, bisiklet ve koşu hakkında bildiklerimi anlattım. Günlük hayata nasıl daha fazla dahil olabileceklerinden, kendilerini nasıl geliştirebileceklerinden bahsettim. Tabi ki her zaman ilk sırada eğitim yer alıyor. Eğitimden sonra ise ekonomik özgürlük. Bu yüzden okuyup, bir işte çalışmamız çok önemli.  

Sen sıradan bir insansın. Bunu biliyoruz. Ama değiştirdiğin şeyler olağanüstü. Kadın hakları için daha aktif çalışmak isteyen insanlara ne öneriyorsun?

Biraz klişe olacak ama öncelikle yapabileceklerine inanmaları lazım. Bu çok önemli. İnanan bir insanın yapabileceklerinin sınırı yoktur. Hayallerini gerçekleştirebilirler. Bu mümkün. Bunu yapabiliriz. Diğer önemli şey ise konuşmanın gücü. Hiçbir zaman tartışmasınlar, kavga etmekten kaçınsınlar. İnandıkları şey hakkında sakince konuşsunlar.

Mahsa’nın maratonda neden koştuğunu kendi kaleminden okumak için tıklayın.

Free to Run hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.

Mahsa’yı İnstagram’da takip etmek için tıklayın.

Mahsa Torabi

Friendship Has No Border

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: içerik korunuyor
%d blogcu bunu beğendi: