Çok aradım bu kitabı. Şanssızlık olacak ya, baskısının tükendiği bir döneme denk geldim. İnternet sitelerinde stok kalmamıştı veya stok bulduğum yerde de, en erken on iş günü sonra teslim sözü veriyorlardı. Oysa benim on gün bekleyecek kadar sabrım yoktu. Tek tek kitapçıları dolaştım. İnatçıyımdır. Sonunda kitapçının birinde, “Sistemde bir tane gözüküyor” dedi çocuk. Ama rafta bulamadı kitabı. Şaşırdı. “Sistemde gözüktüğüne göre satış olmamış” dedi. Mantıklı bir açıklama beklemeden bulmuştum doğru cevabı: “O halde biri raftan almış, başka bir rafa bırakmış gitmiş.” Çocuk kafasını sallamıştı umutsuzca. Bense ne yapmam gerektiğini çok iyi biliyordum. İnatçı olduğumun altını tekrar çizeyim. Bir dedektif sezgisiyle aradım, ben olsam nereye bırakırdım diye düşündüm ve kısa sürede alakasız bir rafta buldum Bilinmeyen Sular kitabını.

Bu kadar çok şeyi niye anlattım diye sorarsanız, cevabı çok basit. Bu yazıyı yazma sebebim, Bilinmeyen Sular’ı ait olduğu raftan alıp onu okumakta tereddüt yaşayan, ondan vazgeçen ve aldığı yere geri bırakmayarak, onu gerçekten okumak isteyen kişiye engel teşkil eden okuyucu adayına neler kaçırdığında bahsetmektir.

Mevsim Yenice tam manasıyla “çerçeve” tipi öyküler sunmuş bizlere. Ben çerçeve öyküler diyorum bu tarza. Şöyle düşünün, bir çerçeveciye gittiniz. Elinizde sımsıkı tuttuğunuz resmi uzattınız ve ona uygun çerçeve istediniz. Çerçeveci önce resmi inceledi, sonra size tavsiyede bulundu. Siz de karar verebilmek için resimle çerçeveyi yan yana getirdiniz, göz attınız. İşte Pink Floyd tasarımlı Bilinmeyen Sular’ın yolculuğu tam da burada başlıyor. Öykünün başlığını okuyorsunuz. Orası şık bir çerçeve. Elinizde tutuyorsunuz çerçeveyi ve doğruca resme, yani asıl öyküye yöneliyorsunuz. Öykü bittikten sonra elinizde tutmakta olduğunuz çerçeveye tekrar bakıyorsunuz ve “Bu resme en uygun çerçeve kesinlikle budur” diyorsunuz. Kitaptaki bütün öykülerde bu izlenime kapılıyorsunuz. Sizi hiç yanıltmıyor Mevsim Yenice. Ve size uzattığı her çerçeve, o resim için kesinlikle en uygun, en şık olanı.

Bu kaba açıklamanın ardından, teker teker öyküleri ele alıp, kitabı ifşa edecek değilim elbette. Ama hikâyelerde öne çıkan şeyleri satırlarıma taşımakta ısrarlıyım. Anlatım tekniği, kurgu, konu ve metot. Okuyucu olarak bunlardan hangisi sizin önceliğiniz? Benim için metot. Ama elbette bu herkese göre değişir. O yüzden her başlık için not düşmeyi doğru buldum.

Bilinmeyen Sular

Anlatım tekniği, kurgu, konu ve metot…

Anlatım tekniği hiç yorucu değil. Bilakis yıpratıcı geçen bir günün akabinde, her gün bir öykü, bir doz ölçeklemesi şeklinde alınması ziyadesiyle dinlendirici. Çünkü yazarın anlatımı, okuyucuyu zorlamaktan çok uzak. Üstelik bunun için çaba içerisinde olduğunu da hissettirmeyecek kadar ustaca kaleme almış öykülerini. Bu doğallık anlatımın her bölümünde okuyucuya geçiyor.

Kurgu, belki de elimde tuttuğum kitabın en kuvvetli özelliği. Her öykü, bir film titizliği ile dizayn edilmiş. Ve üç dört sayfalık bir hikâyeye yazarın kafasındaki kurguyu aktarabilmesi büyük iş doğrusu. Başlangıç ve bitiş çizgisi arasında çok fazla düşünce, çok fazla sahne var. Özellikle bazı öyküler parmak ısırtacak seviyede ve ciddi ciddi film kalibresinde.

Konu genel olarak birey odaklı ve bireyin psikolojik çıkarımlarını kendisine dert edinmiş. Öyle harala gürele koşturmacalar beklemeyin. Öze dönüş ve kendini yeniden tanımlama kaygısı taşıyan karakterler başrolde. Neredeyse bütün öykülerde kahramanların kendileriyle olduğu kadar, gölgeleriyle de baş başa kalıyorsunuz. Onları adım adım takip etmek, sokak sokak peşlerinde dolaşmak gibi Bilinmeyen Sular’ı okumak. Açıkçası bu durum bazen ürkütücü derecede insanı yalnız hissettiriyor. Ciddi ciddi korkuyorsunuz öykünün dar sokaklarında kaybolurum diye. Ama endişe etmemeyi de öğretiyor size Mevsim Yenice. Derhal elini uzatıyor veya karanlığa doğru bir fener tutuyor ve siz yolunuzu buluyorsunuz.

Okuyucuya verilen mini yazarlık görevi

Son olarak metot, beni bu kitaba asıl bağlayan şey oldu. Sıradan, düz bir metotla kaleme alınmış olsaydı, sanırım bir günde kolayca bitirirdim ben bu kitabı. Ama Mevsim Yenice’nin, hikâyeleri adeta bir laboratuvardan geçirdiğini ve her bir kahraman için onlarca deney yaptığını fark ettiğim vakit, günde sadece bir öykü okumam gerektiğini fark etmiş oldum. Kitap bu saygıyı ve bu kadar düşünme mesafesini fazlasıyla hak ediyor. Ve yazarın beni en çok büyülediği nokta, anlattıkları kadar, bilinçli olarak eksik bıraktığı kısımların da bir şeyler anlatma derdi taşıması ve okuyucusuna da mini yazarlık görevi vermiş olması. İşte bu çizgide Bilinmeyen Sular, gerçekten bilinmeyen özelliğini koruyor ve siz delicesine bilmek, öğrenmek istiyorsunuz.

Bu kadar açıklamadan sonra, bu kitabı okumama engel olamayan o talihsiz okuyucu adayının kaybettikleriyle zenginleşmiş ruhum, kıymetli yazarımıza teşekkürü borç biliyor. Ve benim bakış açıma sahip, okuyacağı kitaba iliklerine kemiklerine kadar sahip çıkan çok fazla insan olduğunu bildiğim için, Bilinmeyen Sular kitabını naçizane önerim olarak sunuyorum.