Borç Film İncelemesi

Borç Film İncelemesi

Kapıyı çalıp kaçan iyiliğin aksine, kuvvetli bir his gibi davranan kötülüğün, kapıyı açmamızı sabırla beklemesi büyük bir ironidir aslında. Sevilen, kabul gören, örnek gösterilen davranışların bizlerde yarattığı kısa süreli mutluluklara dünyanın soğuk bakışları ve zalim tavırları karşısında zaman zaman akıl sır erdiremesek de etrafımızdaki herkesin sürekli iyilik yapmasını bekleriz. Esasında bizi en çok ilgilendiren nokta, iyiliğin, sanki ona her an ihtiyacımız varmış gibi sürekli çevremizde dolanmasıdır. Yaptıklarımızı ve insanlara nasıl karşılıklar verdiğimizi hiçbir zaman gözden geçirmeye gereksinim duymayışımız ise, iyiliğe olan tutkumuzu karşı tarafı borçlu kılmaktan ibaret hale getirir hiç kuşkusuz. Ve bunun da arkasında durmayı beceririz.

Kötülük ise dudaktan çıktığı anda yüzde bıraktığı buruşukluk etkisinin aksine, tesadüfen hayatımıza ilişmiş, uzak şehirlerden gelen bir yabancı değildir. Bilakis o kapının arkasında sabırla bekleyen bir yakın, isimsiz bir dost veya her an konuşabileceğimiz komşumuzdur. Hatta onu sahiplenmek istemeyişimizi garipsemeye hakkı olacak kadar da bize aittir. Açığa çıkması doğru zamana, bir cümleye, ufak bir menfaat kırıntısına bağlıdır. Sessizdir iyiliğin aksine, sabırlı olduğu kadar. Ve evsizdir, her evde var olup görünmez farz edildiği için. Uyur, uyanır içimizde, bir döngüsü vardır kendince. Bir kez bile “Günaydın” demez, “İyi geceler” dilemez ama yanımızdan hiç ayrılmaz. Sevmek, gülümsemek ve hatta mutluluk hissi kadar gerçektir. Onu kabul etmeyen yanımız, kötülüğün doğuştan sahip olduğumuz üvey duygu olduğunu düşünmemizi sağlayınca biraz iyi hissederiz belki ama asıl hayal kuran tarafın kendimizden başkası olmadığını kabul etmemiz de dürüstlüktür ve ona ulaşmamız epey zaman sürer. Belki yıllar, belki de zamanla ölçülemeyen tek bir olay kadar.

Kendi halinde, mütevazı bir yaşam süren Tufan’ın etrafında şekillenen bir olay örgüsü sayesinde, insana dair pek çok duyguyu bir arada veriyor “Borç” filmi. Eskişehir’de karısı Mukaddes ve kızı Simge ile birlikte dar gelirli, tipik bir Türk çekirdek ailesi örneğinin baba figürünü oluşturuyor Tufan. Küçük bir matbaacıda çalışıp kıt kanaat geçiniyor ama çağımızın hastalığı olan araba sevdası onun da aklını başından alalı epey olmuş. Banka kredisiyle aldığı arabasına duyduğu aşk o kadar büyük ki, onun kaybetme ihtimaline hiç hazırlıklı olmayan duyguları ufacık bir tetikleme ile her an en kötüye dönüşebilir. Tufan ve ailesinin hayatını değiştiren asıl olay ise, kapı komşuları Huriye Hanım’ın aniden rahatsızlanması ve onlardan yardım istemesi. Bir süre bakılması gereken yaşlı kadına öz kızı sırtını çevirince, Huriye Hanım’ın imdadına merhametli Tufan ile anlayışlı, sakin Mukaddes yetişiyor. Hiçbir karşılık beklemeden yaşlı kadına evlerinin kapılarını ardına kadar açan çift, Tufan’ın yolda yaralı olarak bulduğu yavru kargaya da benzer bir hissiyatla kol kanat geriyor. Oluşan toz pembe tablo ise, taş çatlasa açık bırakılan pencereden içeri rüzgar sızmasını engelleyen bir perde kadar güçlü diyebiliriz.

Karganın filmdeki varlığı, Habil ile Kabil’e doğru yapılan başarılı bir gönderme olarak devam ede dursun, “İnsan yükü insana ağır gelir” dedikleri gibi kısa bir süre sonra Huriye Hanım’ın varlığı Mukaddes’i rahatsız etmeye başlıyor. Film boyunca sakin kalıp hep alttan alan taraf olan Tufan ise, bu süre boyunca hem karısına telkinde bulunuyor hem de Mukaddes Hanım’ın kızı ile iletişim kurmanın yollarını arıyor. Tabii güler yüzü, anlayışlı tavrı baki. İş yerinde yaşanan maddi sıkıntılara isyan eden arkadaşlarını bile yatıştıracak kadar olgun ve tıpkı ailesine olduğu gibi işine de aşırı derece sadık ve hep iyi niyetli birisi o.

Filmin iyi ile kötü arasındaki incecik, şeffaf çizginin nasıl ortadan kalktığını deşifre etme çabalarında, Serdar Orçin, baba figürü olan Tufan’ı çok doğal biçimde sunuyor bizlere. Tufan, çizgiyi geçmemiş, herhangi biri aslında. Hemen hemen her gün sokakta gördüğümüz, yanından gelip geçtiğimiz, halkın tam içinden bir karakter. Serdar Orçin muazzam biçimde kaybolmuş rolün içerisinde ve film akışı içerisinde hızla büyümüş. Sakinliğinde, kötü olaylara karşı verdiği olgun tepkilerde, bitmeyen sabrında hep bir keramet var. “İşte” diyorsunuz içinizden. Sonra “Eli kolu bağlı, bir şey yapamıyor. Ne yapsın ki adamcağız?” diye devam ediyorsunuz ve hemen akabinde aşırı iyimser tavrına bakıp “Vicdanı çok zengin olduğu için hiçbir şeye isyan etmiyor. Sesini bile yükseltmiyor. Kimseyi kırmamakta ne kadar uzman” diye hayrete kapılıyorsunuz bir de. Tüm bunlar oluyor, film ilerliyor ve sabır testinin de sonuna geliniyor. Tufan’ın en çok zorlayacak şey ile sınayan hayat, ısrarla uzak durduğu kötülüğün, esasında herkes gibi onun da can yoldaşı olduğunu açığa çıkartıyor nihayetinde.

Filmde Serdar Orçin dışında, Mukaddes karakterine hayat veren İpek Türktan da çok dikkat çekici bir oyunculukla karşımızda. Ezbere bilinen ev hanımları rutinlerini, ekrana yayılan doğal tavrı sayesiyle başarıyla inandırıcı kılabilmiş. Arka planda kendini yenilemeye çalışan, kabına sığmayan ama hayatın sınırlarının ve ona biçtiği rolün de farklı olan kadını güzel tarif etmiş bizlere. Yeri geldiği zaman yaptığı dırdır bile kıvamında. Mukaddes’in bakışlarında gizlenen hikâyeyi okumamak ve dahası merak etmemek olanaksız.

Esasında bu başarıda aslan payı elbette Vuslat Saraçoğlu’nun. Filmin senaryosuna imzasını attığı gibi yönetmen koltuğunda da tüm sorumluluğu alarak başarıyla oturmuş. “Borç”’un, ilk uzun metrajlı film deneyimi olmasına şaşırıp kalıyor insan. Filmin iç dinamikleri tamamen hayatın akışıyla eş ölçülerde. Bu sayede doğallık izleyiciye de kolayca geçebiliyor. Tufan ile aynı sokakta yürüyorsunuz, onunla birlikte iç çekiyorsunuz, kızmanız gereken yerde dişlerinizi sıkıp yumruğunuzu saklıyorsunuz ve hatta bazen söylediklerinize pişman oluyorsunuz. Bütün hikâyenin büyük bir borca odaklanması ise, ağır akan olaylar sayesinde değil de, karakterlerin durumlara karşı verdiği tepkilerden ve su yüzüne çıkan hislerinden belli oluyor. Bu da Vuslat Saraçoğlu’nun kabiliyetlerini gösterdiği asıl yer bana kalırsa.

Asla atlanmaması gereken bir büyük detay daha var tabii. Filmin finali. Ancak iyi bir senaryo bu kadar net ve güzel bir sonla sunulabilirdi. Öyle yaldızlı bir jenerik veya her şeyi tepetaklak edecek kadar aksiyon beklemeyin. “Çok az çabayla çok fazla şeyi anlatabilmek” düsturunu baştan aşağıya sindirebileceğiniz bir hünerle konu varmak istediği yere ulaşıyor. “Ne olacak?” diye beklerken, olanı biteni ve eksik kalanı unutulmaz birkaç sahneyle belgelemeyi başarmış Vuslat Saraçoğlu. Tufan’ın neye sahip olarak yaşamaya devam ettiği ve en nihayetinde neyi kaybettiği, tek bir karenin içerisine başarıyla sığabilmiş.

Yani “Borç”, dudaklardan ilk döküldüğünde moral bozucu bir kelime gibi gözükse de, tarif ettiği zamansızlık ona korkunç bir cüsse kazandırdığı için karşısında başı dik vaziyette kalmak hayli zor. Ama öyle ya da böyle, her “Borç” bir şekilde kendi senaryosunu yazar ve sonlanır. Bazen ödenerek bazense ödenemeyerek. Hesabı kapatmaya çalışarak geçen onca zamanın insanda bıraktığı derin boşluk ve bir şeylere zorunda olma hissi asla ortadan yok olmaz. Borcumuz bitse bile biz o duyguyla yaşamaya devam ederiz çünkü artık yeni bir duygu eklenmiştir kalbimize. İstesek de uzaklaşamayız ondan.

“Borç, zamansızlığa yelken açmış upuzun bir hikâyenin, kısa soluklu bir özeti gibi. İnsanların ahlaki değer yargılarına karşı samimiyetsizliğini derinlemesine sorguluyor. Neyin bizim olduğundan ziyade, sahip olabilmekten bağımsız biçimde, nelerimiz olduğunu etrafımıza sunuş biçimimizi ortalama bir hayatla buluşturuyor izleyicisiyle. Bir iç hesaplaşma değil, tam manasıyla bir dışa vurum filmi karşımızda duran. Onu seyretmemek büyük kayıp olur diye düşünüyorum ve filmi tavsiye etmekle kalmıyor, başlığın altını çiziyorum: “Borç.” İyi seyirler.


Bu gönderinin yazarı sevgili Umut Kaygısız’ın tüm kitap ve film incelemelerini buradan ulaşabilirsiniz.

Umut Kaygısız’ı sosyal medyada takip etmek isterseniz linkten sayfasını ziyaret edebilirsiniz. https://instagram.com/umut.kaygisiz.7

İlgini Çekebilir

Yorum Bırak

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlidir.

Yeni Yazılar

Kategoriler